23rd Mart 2012

Antalya’da Kız İsteme ve Evlilik Adetleri

Genel |

ANTALYA’DA ÖRF ADET VE ANANELERİMİZ

Ülkemiz örf ve adetler açısından zengin bir ülkedir. Her bölgemiz kendine ait adetleri vardır. Bazı bölgelerde adet olan bazı olaylar bir diğer bölgemizde hiç duyulmamış olabilir. Adetler genelde kız isteme, evlilik, doğum, ölüm gibi konularda olur. Bazı adetler birbirlerine yakın ve herkes tarafından bilinen adetlerdir. Özellikle bilinen adetlerde bölgeler arası yakınlık durumu vardır. Örneğin Ege bölgemizdeki bir adet ile Doğu anadoludaki bir adet tamamen farklı olabilir. Bugün Akdeniz’in incisi olan Antalya ilimizdeki evlilik, doğum ve ölüm adetlerini inceleyeceğiz.

EVLENME DÜĞÜN GELENEKLERİ

Bir günde 2-3 kız görmek için ziyaretler yapılır. Bütün görülmüş olan genç kızlar içinde bir tanesi üzerinde karar verilir. Artık kızı isteme işlemine geçilir. Erkek evinin sözcülüğünü alan kimse, kızı anne ve babasından ister. Bu isteme daha ziyade Perşembe, Cuma günlerine denk getirilir (Bu ikisi dini yönden hayırlı günler olarak kabul edilir).
Kız ailesinden istenir ve söz almak için belirli bir gün kararlaştırılır.

Bu aradaki zaman içinde kız ailesi karşı taraf hakkında soruşturma yaparak evet veya hayır der. Evet cevabı verilince her iki tarafın akraba ve dostları toplanarak “söz kesimi” veya “şerbet içme” denilen tören yapılır. Belirlenen günde erkek evi tarafından masrafı görülerek ve kız için “nişan kofası” hazırlanır.

Hazırlanan bu hediyeler kızın evine gönderilir. Gelen hediyeler kızın arkadaşlarına ve tanıdıklarına bir masa üstüne serilerek gösterilir. İki taraf arasında kararlaştırılan bir günde de; yalnız erkekler toplanarak dini yönden de duası yapılarak “söz kesme” töreni yapılır. Sonunda limonata ikram edilir. İkram edilen limonatadan oğlan evine en önce kaçırarak damada içiren kimse bahşiş alır.

Tören dağılırken gelen misafirlerin bir kısmı özellikle damadın arkadaşları kız evinden bazı eşyaları gizlice alırlar. Kaçırılan bu eşyalar da damada bahşiş karşılığı verilir. Sonrada ev sahibine iade edilir. Bu olaylar çevrede geniş tepki yaratır. Günlerce bu hususta konuşmalar devam eder.

NİŞAN

Adete göre nişan için bir salon tutulur. Sadece kadınlar toplanır. Nişanı olacak kızı yüksek yere oturturlar. Her iki tarafın akraba ve dostları toplanırlar Çalgı takımı nişan salonunu görmeyecek şekilde yerini alır. Özellikle bu tören gündüz yapılır. Herkes oynar; oyunlar genellikle hareketli ve tek olarak oynanan yerel oyunlardır. Bu arada yaşlı hanımların oynadığı zeybek de oldukça ilgi çekicidir.

Eğlencenin sonuna doğru nişan merasimi yapılır. Müzik eşliğinde kayınvalide nişan yüzüğünü ve kendi nişan hediyesini takar. Arkasından bütün oğlan evi kendi hediyelerini renk renk kurdelalar ile takarlar. Sıra kız evine gelir. Onlar da nişan hediyelerini takınca artık nişan takılan genç kızın oynaması gerekir. Bu arada bütün gözler üzerindedir. Çünkü bütün kolları, boynu, parmakları, göğsü çeşit çeşit altın ziynetlerle dolmuştur. Ayrıca altın yerine para takanlar da olabilir.

Bu merasim tamamlanınca tören biter, kız evine gidilir. Bütün bu takılan eşyaların saklanması gerekir. Takılan her hediyenin kimin tarafından da takıldığı öğrenilir. Çünkü takılan bu hediyelere yeri ve zamanı geldiğinde karşılık vermek adettir.

KINA GECESİ

Bunun karşılığında erkek evi sadece gelinlik kıyafeti ve çok az eşyayı yapar. Birinci gün kız evinin hazırlamış olduğu çeyiz erkek evinin gönderdiği arabayla gelinin oturacağı eve götürülür, bu da başlı başına bir törendir. Eşya taşımak için tutulan araba ve taşıyıcılara mendil, havlu, yazma gibi hediyeler verilir. Davul ve zurna önde olmak kaydı ile caddelerden geçilerek gelin evine eşyalar indirilir. Aynı gün veya ertesi günü kız evinin yakınları kız çeyizini eve yerleştirirler. Bu tören hafta başına denk getirilir.

Çarşamba günü veya hafta ortası her iki tarafın akrabaları ve kızın arkadaşları hamama giderler. Buna “gelin hamamı” denilir. Hamamda yıkanılır ve renk renk mumlar yakılır. Törenle hamamdan çıkarılan geline pullu yazmalar örtülür. Hamamın içinde ve dışında dolaştırılır. Aynı gününakşamı bu kına gecesi yapılır. Şimdilerde bu tören cumaya veya cumartesiye denk getirilir. Kına gecesinde mahalli çalgılardan yararlanılarak bir eğlence yapılır. Bu eğlencede kına hazırlanır. Yaşlı bir kimse tarafından -sağ ise kızın anneannesi tercih edilir- kınası yakılır.

Kız ortaya oturtulur, başına pullu kırmızı bir yazma örtülür. Mahalli çalgılarla kıza ait maniler söylenir. Gaye kızı ve yakınlarını ağlatmaktır. Bu anda kızın el ve ayaklarına kınası yakılır. İstenirse yarım saat sonra yıkanır ya da sabaha kadar öyle kalır. Bu eğlence kızın ağlatılmasını takiben biraz daha sürdürüldükten sonra bitirilir.

DÜĞÜN

Bazı aileler düğün yerine nikah töreni ile birlikte bir kutlama yaparak olayı bir defada bitirirler. Bazı ailelerde düğünden birkaç gün veya bir hafta önce her iki ailenin yakın fertleri ile kız evinde nikah töreni yaparlar. Düğün gecesi toplanan halkın bütün gözleri gelinlik kızdadır. Bu arada kıza dikilen gelinlik, neler alınmış, neler dikilmiş hep söz konusu edilir. Kız çeyizinin oğlan evine gitmesinden hemen sonra, kız evine oğlan evinden “düğün kofası” gönderilir. Bunda gelinlik, mantodan, iç çamaşır ve tuvalet takımlarına kadar herşey vardır. Nişan kofasında olduğu gibi sergilenerek halkın görmesine bırakılır.

Nişan veya düğünden önce “urba görme” veya “asbab görme” olarak adlandırılan ve bir kısmı kofaya konulacak eşyalar birlikte çarşı pazar gezilerek alınır. Evlenecek genç kıza en az 3-5 takım elbise, ayakkabı, terlik ve iç çamaşırı alınır. Kofa gönderme işi geleneksel bir uygulamadır. Kofanın gönderileceği gün önceden haber verilir. Kız evi, komşu ve tanıdıklara haber verir. Gelen kimseler eşyaları görür. Kofa, geniş bir sepet içinde gayet süslü eşyalar yerleştirilerek üzeri kırmızı tülden örtülerek hazırlanır. Fakir bir kimse tarafından alınan bu kofa taksi veyabir arabayla kız evine götürülür. Kız evine kofayı teslim eden kişiye hediye verilir. Aynı şekilde kız evi de damada ait hediyelerini bu şekilde bir kofa hazırlayarak erkek evine gönderir.

Düğün, düğün salonlarında yapılır. Düğünü idare eden bir şahıs bulunur. Buna bazı ilçelerde “kahya” veya “kia” denir. Misafirler belli bir saatte toplanır. Çalgı eşliğinde oyunlar oynanarak bu düğün töreni eğlenceli bir şekilde devam ettirilir. Bu düğünü idare eden kimse misafirleri sıra ile oyuna kaldırır. Gelin her arkadaşı ile ayrı ayrı oynar. Damat ve gelin salondan ayrılırlarken başlarına para, şeker, leblebi gibi şeyleri avuç avuç atarlar. Salona gelmeden önce taksi ve otobüslerle her iki tarafın misafirleri şehir içinde dolaştırılır. Aynı şekilde salondan çıkarken de taksi ve otobüslerle misafirleri evlerine götürürler. Gelin ile damat oturacakları eve götürülerek damadın arkadaşlarınca gerdeğe sokulur. Burada sırtına vurmak adettir.

Günümüzde geleneksel kesimde bu adetler sürdürülse de özellikle kent kesiminde kendi evleneceği kişiyi kendinin bulması adetleşmeye başlamıştır. Böyle yaylada düğün olunca anne-baba için bu geleneklerin, yerine getirilmesi gereken görev olmaktan başka bir anlamı kalmamaktadır. Düğünlerde eskiye oranla daha çok salon düğünü şeklinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla kadın erkek bir arada eğlenilir. Düğünün başlangıcında gelin ve damat dansa çıkarlar. Daha sonra diğer oyunlar ve yöresel oyunlar – Teke zortlatmaları ve zeybekler- oynanır. Takı merasimi ayrı bir önem taşır. Gelin ile damada herkes takacağı hediyeyi bu sırada takar veya verir.

Düğün salonlarında kuru pasta, yaş pasta ve meşrubat dağıtılır. Genellikle bir orkestra eşliğinde müzikler icra edilir. İsteyenler saz, davul, zurna gibi farklı sazları da kullanırlar. Teknolojinin gelişmesi ile düğünlerin video filme kaydettirilmesi adetleşmiştir. Bu yüzden düğün boyunca film çekimi yapan birisi düğüne gelenleri ve her türlü anı filme alırken görülür. Gece yarısı yani saat 24:00′e doğru düğün bitirilir ve yeni evliler evlerine aynı usulde götürülüp, bırakılır.

DOĞUM VE ÇOCUKLARLA İLGİLİ GELENEKLER

Örneğin köy ebelerine veya olçumcu denilen halk doktorlarına doğum yaptırmak artık yerini modern sağlık kuruluşlarında doğum yapmaya bırakmıştır. Yine de halk arasında şu inançlar hala yaşatılır;
- Hamilelik esnasında kadının bedeni zayıf olursa doğacak çocuğun kız olacağı tahmin edilir.
- Hamile kadının sağ bacağı ağrır ve biraz şişerse doğacak olan çocuğun erkek olacağına inanılır.
- Yeni doğan çocuk tuzlanmazsa bedeni ve ağzı kokar.
- Yeni doğan çocuk çabuk büyüsün diye yıkanırken bir kere bacakları yukarı getirilerek döndürülür.
- Lohusanın başına al bağlanır.
- Çocuğun adı konurken bir kurban kesilir. Kadınlar çağrılır, yemek verilir. Bu davete gelenler çocuk için çamaşır getirirler.
- Doğan çocukları yaşamayan aileler yeni doğan çocuklarının yaşamasını temin için adını; Durmuş, Durdu, Dursun, Yaşar, Baki koyarlar.
- Çocuğun dişi çıktığı zaman annesi tarafından buğday ve mısır kaynatılarak komşu kadınlar davet edilir. Bu uygulamaya Antalya’da “Diş Köllesi” adı verilir.
- Sesi güzel olsun diye çocuğun göbeği uzun kesilir.
- Zayıf ve cılız çocuklar kuvvetli olsun diye cenaze önünden geçirilir.
- Çocuk altı aylık olana kadar tırnakları kesilmez. İlk tırnağı kesileceği gün, eli babasının cebine üç defa sokulur.
- Altı aylık kız çocuklarının ellerine kına yakılır. Bu konu için kadınlar toplanıp eğlence yaparlar ve çocuğun kınalı avucuna para koyarlar.

ÖLÜM VE MEZAR İLE İLGİLİ GELENEKLER 

Bunun üzerine cenaze defin işlemleri başlar. Cenaze eğer bir sağlık kuruluşunda ise oranın gasilhanesinde yıkanarak kefenlenir. Evde cenaze yıkanacak olursa geleneksel usul ve adetlere göre yıkama ve kefenlenme işlemleri yapılır. Buradaki uygulamalarda suyun kaynatıldığı kap birilerine verilir, ateşe buhur atılır, ölünün eşyaları dağıtılır. Cenaze kadınsa kadın, erkekse de erkek yıkayıcılar tarafından bu işlemler yapılır. Tabi ölü evinde yas ve matem tutulur.

Ölüm olayı üzücü bir olaydan dolayı meydana gelmişse “Yakım” denilen ağıtlar yakılır. Cenaze camiye götürülerek vakit namazını takiben namazı kılınarak cemaat tarafından alınır ve mezarlığa götürülür. Burada da hazırlanmış mezara İslami kurallar gereğince defnedilir. Burada mezarın üzerine herkes sırayla toprak atar ve bu toprak üç kürek atılarak tamamlanır. Bu arada hoca dua ve salavat getirir.

Kuran’dan sureler okur. Cenaze defin işlemi bu şekilde tamamlandıktan sonra ölü yakınlarına herkes başsağlığı diler ve ölü evine dönülür. Bu şekilde eve gelen insanlara yemek vermek adettendir. Ölüm olayının olduğu günden sonraki 3, 7, 40. ve 52. günlerde mevlüt okutularak yemek verilir. Geçmişte bu yemek sulu yemekler olurken günümüzde genellikle kıymalı pide ve ayran şekline dönüşmüştür.

Antalya kent merkezinde iki adet mezarlık bulunmaktadır. Bunların eski olanı Muratpaşa Mahallesi Eski Otogar karşısında yer alır, diğer mezarlık ise birkaç yıllık kuruluşa sahip ve Duraliler Köyü’nde yer almaktadır. Defin işleminin üzerinden en az bir yıl geçtikten sonra ilk zamanlarda konulan tahta baş ve ayak tahtalarının yerine mermer olanları yaptırılarak değiştirilir. Antalya’daki mezarlıklarda mermer mezar taşı yaptırma geleneği daha yaygındır. Köylerde de bu adetlere uygun olarak bu işlemler yapılır ve cenazeler her köyün kendi mezarlığına gömülür.

 

 

 

 


   


Bu konu www.okulevi.com tarafından 12:49 Cuma, Mart 23rd, 2012 de Genel kategorisinde oluşturulmuştur. Bu konuyu sitenizde yayınlamak için RSS 2.0 yi tıklayın. Konu ile ilgili yorumlarınızı üyelik ve ücret gerekmeden aşağıdan yapabilirsiniz.

Cevap Yaz


Toplam 1 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1