Enerjinin Verimli Kullanılması ve Enerji Tasarrufu Slayt Gösterisi

ENERJİNİN VERİMLİ KULLANIMI, ENERJİ TASARRUFU HAKKINDA SLAYT SUNUMU

Binlerce Öğrenciye sizde bir katkıda bulunarak bilgi paylaşımına destek vermek için destek@okulevi.com adresine elinizdeki slayt ve dökümanları gönderebilir, öğrencilerimize bir ışıkta siz tutabilirsiniz.

 

Enerjinin Tanımı, Enerjinin Verimli kullanımı ve Tasarrufu adlı Slayt Sunumunu Hiçbir Ücret Ödemeden ve Üyelik işlemine tabi olmadan direk olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

 

[download id=”45″]

 

ENERJİNİN TANIMI, VERİMLİ KULLANIMI VE ENERJİNİN TASARRUFLU KULLANIMI SLAYT GÖSTERİSİNİN İÇERİĞİ

  • Enerji Tasarrufu Ne demektir?
  • Neden Enerji Tasarrufu Yapmalıyız?
  • Enerjiden Tasarruf Yöntemleri?

Enerji Tasarrufu Ne demektir?

Enerji tasarrufu, üretimde, konforumuzda ve iş gücümüzde herhangi bir azalma olmadan enerjiyi verimli kullanmak ve israf etmemektir. Enerji tasarrufu enerji ihtiyacının azaltılması şeklinde düşünülmemelidir. Gereksiz enerji tüketimi ve kayıpların azaltılmasıdır. Enerjide tasarruf aynı işi daha az enerji ile yapmaktır. Enerjinin gereksiz kullanılmamasıdır.

Neden Enerji Tasarrufu Yapmalıyız?

Yakın zamana kadar ülkelerin gelişmişliğinde en önemli kriterlerden biri de enerji tüketimiydi; bir ülke ne kadar fazla enerji tüketiyorsa o kadar fazla üretim yaptığı ve refah düzeyinin yüksek olduğu kabul edilirdi. Günümüzde bu değerlendirme geçerliğini yitirmiş durumda; artık gelişmişlik ülkelerin ne kadar çok enerji tükettiğiyle değil, ne kadar az enerji harcayarak ne kadar çok ürettiğiyle ölçülüyor. Yani ENERJİ YOĞUNLUĞU düşük olmalıdır. Eğer enerji yoğunluğumuz japonya’nın 4 katı ise, Türkiye’de Japonya’ya göre çok daha pahalı yaşıyor, çok daha pahalı üretiyoruz demektir.

Enerjiden Tasarruf Yöntemleri?

Birçok cihaz, ekipman, bina ve enerji hizmeti için mümkün en az enerji tüketimi, verimli olmayan ürünlerin piyasadan çekilmesi amacı ile performans derecelendirmesi ve etiketleme, daha fazla enerji verimliliği sağlayan ürünler için finans mekanizmaları oluşturulması ve tüketicinin en verimli ürünler hakkında bilgilendirilmesi önerilen öncelikler arasında yer alıyor.

Ayrıca elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımındaki kayıplar ile ilgili olarak, yeni ve mevcut elektrik üretim kapasitesindeki verimliliği arttırmak ve iletim ve dağıtımdaki kayıpları azaltmak için yeni yollar üzerinde yoğunlaşmak öneriliyor.

 

  • Binalarda ve Isıtma & Soğutma Sistemlerinde Enerji Verimliliği
  • Aydınlatma Sistemlerinde ve Elektrikli Cihazlarda Enerji Verimliliği
  • Ev Aletlerinde Enerji Verimliliği
  • Ulaşımda Enerji Verimliliği
  • Sanayi Kuruluşlarında Enerji Verimliliği

 

ENERJİNİN VERİMLİLİĞİ VE TASARRUFU ADLI SLAYT GÖSTERİSİNİN GÖRÜNTÜLERİ

 

enerjinin verimli kullanımı ve tasarrufu 1

enerjinin verimli kullanımı ve tasarrufu 2

 

enerjinin verimli kullanımı ve tasarrufu 3

 

enerjinin verimli kullanımı ve tasarrufu 4

 

enerjinin verimli kullanımı ve tasarrufu 5

 

enerjinin verimli kullanımı ve tasarrufu 6

 

 

 

 

 

 

 

 .

Genel | 0 Comments

   



Resim Sanatının Tarihsel Gelişimi

RESİM SANATININ TARİHSEL GELİŞİMİ

İnsanoğlunun varlığı ile başlayan resim sanatı, tarihin gelişiminde uzun yıllardır yol almaya devam etmektedir. Bir çok uygarlıkla ve kültürel farklılıklar işle gelişimini devam ettiren resim, günümüz dünyasında da önemini ve değerini korumaya devam etmektedir.

Resim sanatının, etkileyici bir anlatım aracı olmasının yanı sıra bezemeci yönünün de bulunması, tarihin en eski zamanlarında bile en yaygın sanat dallarından biri olmasına yol açmıştı. Hem Doğu’da, hem de Batı’da çok eski çağlardan beri resim yapılageldi. Sanat tarihçileri de resmin zaman içindeki gelişmesini ülkelere, dönemlere ve akımlara göre ayırarak incelediler, tekniklerine ve sanatçılarına ilişkin bilgiler verdiler. Sanat tarihinde rastlanan ilk resim örnekleri duvar resimleridir (bak. duvar resmi). Üst Paleolitik Çağdan (y. 4010 bin yıl önce) kalma mağara resimlerinden başlayarak bu gelenek Eski Mısır’da ve Ege uygarlıklarında da kesintisiz sürmüştü; daha sonra Rönesans’ta Mısırın ilk devirleri(4 binyıl-M.Ö.16. yy)

Geç Minos ve Girit Kralı. Klasik mitolojide sertliği ve adalete saygısıyla ünlü Girit monarşisinin efsane kralı. Adından ötürü bu monarşiye Minoyen denmiştir. Mutluluk demek olan Minos adı, Firavun yada Ceasar gibi, belki de sadece hanedan ünvanıdır. Dante Alighieri’nin İlahi Komedya ( Divina Commedia )’sında cehennemde yargıçlık yapan şeytana verdiği ad. Dante Minos’a bu görevi veriyor.

Miken uygarlıklarında vazo resmi ortaya çıktı. Bu dönemde çoğunda denizle ilişkili örgelerin işlendiği vazo resimleri en yetkin düzeye Yunan uygarlığının kırmızı ve siyah figürlü vazolarında ulaştı (bak. kırmızı figür tekniği; siyah figür tekniği).

İÖ 500 dolaylarında vazo resminde Eksekias ve Amasis Ressamı gibi ustalar ortaya çıktı. Klasik dönemin sonlarına doğru İÖ y. 400’lerde vazo resminde bir gerileme başladı. Duvar resmi ise sürekli yeni tekniklerin denendiği yeni bir evreye girdi. Bu dönemde Apollodoros, Zeuxis, Apelles ve Parasios gibi ressamlar Yunan yapılarını bezeyen anıtsal duvar resimleri yaptılar.

Roma döneminde de Etrüsk geleneğinin bir devamı olarak özellikle mezarların resimlerle bezenmesi yaygındı. Sonraları Pompei’de olduğu gibi evlerin duvarları da boydan boya öyküsel sahnelerin ele alındığı duvar resimleriyle bezendi. Roma’da portre geleneği her ne kadar heykel sanatındaki ileri düzeye erişemediyse de, dönemin ünlü kişilerini betimleyen tek ya da grup portre resimleri yapıldı.

Erken Hıristiyanlık döneminde resim sanatı ancak 2. yüzyılın sonlarına doğru gelişmeye başladı Bu döneme ait örneklerin çoğu gene duvar resmi türündeydi. Genellikle dinsel konuların işlendiği bu resimlerle katakomplardan kiliselere kadar birçok yapı bezendi. Duvar resminin yanı sıra ilk örneklerine Roma döneminde rastlanan kitap resmi de özellikle dinsel metinleri bezeme amacıyla kullanıldı ve sürekliliğini Rönesans’a değin sürdürdü. Bizans sanatında ortaya çıkan ikonlar Doğu Hıristiyan sanatında kitap ve duvar resimleriyle birlikte bütün ortaçağ boyunca varlığını korudu; özellikle Rusya’da 15-17. yüzyıllar arasında Novgorod, Moskova ve Stroganov okulları Moskova okulu; Novgorod okulu; Stroganov okulu) çevresinde gelişimini sürdürdü.

Avrupa’da Karanlık Çağlar sırasında sanatta genel bir gerileme izlendiyse de duvar resmi geleneği bütünüyle yok olmadı; ama ağırlık kitap resmine kaydı ve çok sayıda resimli İncil yapıldı. Karolenj sanatı da kitap resimleri açısından önemli bir dönemdi. Charlemagne’ın kurduğu saray okulunda çok sayıda yazma üretildi.

11. yüzyılın ikinci yansında romanesk dönemle birlikte sanatta da yeni bir atılım görüldü (bak. romanesk sanat). Romanesk yapıların duvarına resimler yapılıyor, birçok ülkede de dinsel konulu yazmalar resimlerle bezeniyordu. 12. yüzyılda Konstantinopolis’ten ( İstanbul) birçok yazma, ikon ve pano resmi Avrupa’ya taşındı; bu da süregelen Bizans sanatı etkisinin artmasına yol açtı. Gotik dönemde Bizans etkileri sürerken, 13. yüzyılın ortalarında kitap bezeme, vitray, pano resmi ve freskte yeni bir anlayış kendini göstermeye başladı. Giotto gibi İtalyan, Hubert ve Jan van Eyck, Hugo van der Goes ve Rogier van der Weyden gibi Flaman ressamlar anıtsal yapıtlanyla geç gotik dönemin temsilcileri oldular. Bu ressamların yapıtlarında henüz klasik öğeler yoksa da, Bizans geleneğine göre daha yumuşak ve gerçekçi bir üslup geliştirdikleri ve böylelikle Rönesans sanatına bir temel hazırladıkları görülür.

Rönesans resmi insanı merkez noktasına alıp onu hem gerçekçi, hem de ideal güzelliği içinde göstermeye çalıştı. Ama Rönesansı izleyen maniyerizm, klasik güzellik ideallerini bozdu, resimlere öznel bir gerilim, bir huzursuzluk duygusu katmaya yöneldi. Rosso Fiorentino, Jacopo da Pontormo gibi Floransalı sanatçılar bilinçli olarak Leonardo, Michelangelp ve Raffaello’nun uyumlu ve doğalcı tavırlarından uzaklaştılar. Bu dönemde Kuzey ülkelerinde henüz Rönesans geleneği sürmekteydi. Almanya’da Rönesans ilkelerini ilk uygulayan sanatçılardan biri Albrecht Dürer’di. Flandre’da bu üslubun en önemli temsilcisi Pieter Bruegel (Yaşlı) oldu. Gerek Flandre, gerekse Felemenk’te maniyerizm, İtalyan sanatının özelliklerini yansıttı. 17. yüzyılda gelişen barok sanat, maniyerizmin aşırılığına bir tepki olarak yüksek Rönesans ilkelerine geri dönüştü. Bu dönemde Carracci doğalcı üslubuyla, Caravaggio ise özellikle ton geçişlerinde uyguladığı yeniliklerle (bak. Çaravaggioculuk sanatçıları ile Camille Corot’nun yapıtlarında buldu. Manzara resmi de bu dönemde yetkin bir düzeye ulaştı.Batı’da modern sanat birçok uzman tarafından ) öne çıktılar. Barok sanat İspanya ve Portekiz’de de El Greco ve Francisco Pacheco’nun sanatında ifadesini buldu. Ribera, Caravaggioculuğu İspanya’da uygulayan ilk ressamdı. Flandre’da ise Rubens, İtalyan etkisinde bir barok sanatın temsilcisi oldu. 18. yüzyılın sonlarına doğru beliren yeniklasik üslup ise barok sonrası rokokonun aşın bezemeci yaklaşımına bir tepki olarak Klasik sanatın yalınlığını yeğledi (bak. klasikçilik), klasik temaları çizgisel bir yaklaşımla ele aldı. Yeniklasik akım yetkin düzeye Fransa’da çıktı; bu üsluba damgasını vuran sanatçı JacquesLouis David’di. 19. yüzyılda romantizm 18. yüzyılın materyalizmine karşı çıkarak duygusal bir bakış açısına yöneldi. Bu dönemde edebiyat yapıtlarından kaynaklanan resimler yapıldı; İngiltere’de William Blake ve OnRaffaellocular Fransa’da Eugene Delacroix bu akımın önde gelen temsilcileriydi. Gene aynı sıralarda gelişen gerçekçilik, nesne ya da olguları gerçek yaşamda olduğu gibi anlatmayı amaçlamıştı; akımın en önemli temsilcisi Fransız Gustave Courbet’ydi. Doğalcılık doğayı olduğu gibi betimleme eğilimiyle bir anlamda gerçekçiliğin uzantısı gibiydi. En güzel ifadesini Fransa’da Barbizon okuluizlenimcilikle başlatılır. 1870’lerin ortalarında Claude Monet ve arkadaşlarının geliştirdiği izlenimcilik, yüzyıllardır süregelen akademik tavra bir karşı çıkıştı. Anlık izlenimleri ışıltılı renklerle yansıtan bu akım 1880’lerde yeniizlenimciliğin divizyonizm tekniği ile yeni bir anlatım biçimine ulaştı. Paul Signac ve Georges Seurat’nın geliştirdiği bu akımda renkler, bilimsel özellikleri çerçevesinde kullanıldı. 20. yüzyılın başlarında Fransa’da foyistler , Almanya’da da Die Brücke ve Der .Blaue Reiter sanatçıları 4ışayurumculuk( Jf akımının en = önemli temsilcileri oldu. Dışavurumcu resimlerde görece kaba fırça vuruşlan, sanatçıların duygularını dile getirme aracı olarak kullanıldı. Kalın dış çizgiler, parlak renkler ve biçim bozmalar da bu akımın temel özellikleriydi. 20. yüzyıl akımlarının bir özelliği, ilkelerin genellikle tek tek sanatçıların atılımıyla belirlenmesi VJ; ardından, bir grubu sürüklemesiycli. Örneğin kübizm Picasso ve Braque’ın nesneleri parçalayıp sonradan bir araya getirme denemelerinin bir sonucuydu. Pürizm mimar Le Corbusier ve Amedeo Ozenfant’m, gelecekçilik Marinetti’nin, dadacılık Marcel Duchamp’ in, gerçeküstücülük de yazar Andre Breton’un çevresinde toplanan sanatçılar tarafından geliştirilmişti. 1910’ların ortalarında Rusya’da ortaya çıkan ışıncılık, yapımcılık ve süprematizm akımlarıyla, aynı yıllarda Mondrian’m geliştirdiği öğecilik 20. yüzyılın ilk salt soyut akımları oldu.

II. Dünya Savaşı yıllarında Fransa’nın işgali, resim merkezinin Paris’ten New York’a kaymasına yol açtı. Savaş dolayısıyla Avrupa’yı terk eden birçok öncü sanatçı ABD’ye yerleşti ve 1940’ların ortalarında New York’ta soyut Dışavurumculuk|dışavurumculuğun oluşmasına katkıda bulundu. 1960’larda ve 1970’lerde ABD’de gelişen renk alanı resmi, hareketli soyut, pop sanat, foto gerçekçilik pop sanat ve minimal sanat gibi akımlar, temelde soyut dışavurumculuktan etkilenmiş, onun ilke ve tekniklerinden yararlanarak kendi özgün anlatımlarını geliştirmişlerdi. 1970’lerde kavramsal sanat ortaya çıktı. ‘Sanat yapıtının somut bir ürün olmadığını, “kavramlar”dan kaynaklandığını savunan bu akım, gerek ABD’de, gerekse Avrupa’da birçok yandaş buldu ve farklı anlatım biçimleriyle etkisini 1980’ler boyunca sürdürdü. İlk belirtileri 1970’lerde görülen “yeni figürasyon” ise kavramsal ya da soyut yerine dışavurumcu öğelerin ağır bastığı figüratif bir eğilimdi. Eğilimlerin çok çeşitlendiği 1970’lerin ve 1980’lerin en göze çarpan niteliği, neredeyse her ressamın kendi başına bir akımın temsilcisi haline gelmesi oldu.

Genel | 0 Comments

   



Resmin Temel Parçaları ve Malzemeler

Resmin biçimsel tasarımı çizgilerin, biçimlerin, renklerin, tonların, doku özelliklerinin anlatımcı bir düzen içinde bir araya getirilmesiyle oluşur. Renklerin ve imgelerin bir araya getirilmesi içerik açısından betimsel ya da simgesel anlamlar taşıyabilir. Ama bir duyguyu, uyumu, gerilimi ya da mekân, hacim, hareket, ışık gibi görsel kavramlan yansıtmada, içerikten çok renk ve biçimin ilişkisi önem kazanır.

Çizgi, içerdiği anlatım gücüyle resmin önemli öğelerinden biridir, ince, kalın, düz, kesik, doğru, eğri, dalgalı, kırık çizgiler yineleme ya da karşıtlık duygusu uyandırmak amacıyla kullanılır. Çizgilerin arasındaki alanların değişik renk ve tonlarla boyanması ise hacim, ağırlık, mekân içindeki konum, doku gibi nitelikleri belirler.

Biçim ve kütle de kompozisyonun oluşmasında önemli bir öğedir. Çocukların, içgüdüsel olarak gördüklerini geometrik biçimlerle ifade etme yöntemini resim sanatı
Paul Klee ya da Jean Dubuffet gibi bazı çağdaş sanatçılar da benimsemiştir. Bir kare ya da daire, bakışı kendi merkezine doğru çeker. Bir ikizkenar üçgen sağlamlık duygusu uyandırır, buna karşılık tepesi üstünde duran bir üçgen dengesiz bir durumu belirtir. Elipsler, paralelkenarlar, dikdörtgenler süreklilik, durağanlık duyguları verir. Biçim ve kütleler arasında kalan boşluklar da kompozisyona katkıda bulunacak biçimde değerlendirilir.

Bir başka resim öğesi olan renk bir çok üslupta bezeme ve betimleme amacıyla kullanılmıştır. Üç temel renk kırmızı, mavi ve sarıdır; bütün öteki renkler bunların karışımlarından türer. İkincil renkler mor, turuncu ve yeşildir; bunların temel renklerle ve birbirleriyle karıştırılması çeşitli ara renklerin ortaya çıkmasına yol açar. Ton bir rengin görece koyuluk ya da açıklık derecesi ya da değeridir. Örneğin Rembrandt koyu, Claude Monet ise açık tonlar kullanmışlardır.

Resimde Karşıt Renkler

Temel renklerin karşıtı, öbür. iki temel rengin karışımından elde edilen ikincil renktir. Buna göre kırmızının karşıtı yeşildir. Renkler tek başlarına ya da ikili üçlü kümeler halinde kullanıldığı zaman farklı etkiler yapar, olduklarından daha açık ya da daha koyu, daha sıcak ya da daha soğuk görünürler. Rengin karmaşık dinsel ya da simgesel anlamları herkesçe kolayca anlaşılmazsa da, bazı renklerin bileşimlerinin yarattığı uyum ve uyumsuzluklar herkes tarafından, farklı derecelerde de olsa algılanır. Ressamlar rengin bu ve benzeri özelliklerini bilinçli ya da içlerinden geldiğince kullanarak farklı görsel algılamalar, hatta yanılsamalar yaratır ve bunları bir anlatım aracı s olarak kullanırlar.

Nesnelerin yüzleri pütürlü ya da parlak, girintili çıkıntılı ya da düz olabilir. Bu özellik resmin dokusal niteliklerini belirler. Alm. Ellipse (f). Fr. Ellipse (m), İng. Ellipse. Verilen iki noktaya uzaklıkları toplamı sâbit olan noktaların geometrik yeri. Verilen bu iki noktaya “elipsin odakları” denir. Elips, aynı zamanda bir koni ile bir düzlemin ara kesitinden ibâret olan kapalı ikinci dereceden bir eğridir.

Hint ya da sezindirme, ima; belirti, isaret; yararli ögüt,ima etmek, dokundurmak, sezindirmek, çitlatmak

İslam sanatı gibi bazı bezemeci sanat türlerinde doku, geometrik örgelerin yinelenmesiyle elde edilir. Batı sanatında ise, özellikle İslam, Allah’ın insanlara Hz. Muhammed (sav) aracılığı ile gönderdiği son ilahi dindir.

Arapçada seleme (Allah’a tamamen bağlanmak) kökünden gelen İslam sözcüğünün Türkçe anlamı “Allah’a ve onun buyruklarına kayıtsız şartsız inanan” demektir. Bu kelime aynı zamanda, Hz. Muhammed aracılığıyla ilkeleri bildirilen ve Müslüman adı verilen (Arapça İslamlığı kabul eden anlamına, müslim’den) 600 milyon insanı bünyesinde toplamış büyük bir dinin de adıdır.

ortaçağda doku, dökülmüş yapraklar, yağan kar ve kuşların uçuşu; gibi doğadan alınan örgelerin yinelenmesiyle verilir. Ortaçağ (Middleage)

Milattan Sonra 5. yüzyıl ve 13. yüzyıllar arasını kapsayan dilimin adı. Bu kelime 17. yüzyıldan beri Avrupa tarihi sözkonusu olduğunda, kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavram, genellikle insanların öznel bilincinde biçimlendiği için kesin başlangıç ve bitiş noktalarından söz edilemez. Ancak, bütün bu nedenlere rağmen, tarih kitaplarında Roma imparatorluğunun bölünme tarihi (M.S. 395) yada son Batı Roma İmparatorluğunun düşüş tarihi (476) gibi

Noktacılık tekniğinde kullanılan küçük fırça vuruşlarıyla elde edilen yüzeylerde de ışıltılı bir doku görülür.

İki boyutlu bir yüzey üstünde hacim ve mekân duygusu uyandırabilmek için perspektif kurallarını uygulamak gerekir. İnsanlar nesnelerin kendilerinden uzaklaştıkça küçüldüğünü, paralel çizgilerin bir noktada kesişir gibi göründüğünü, düzlemlerin birbirine yaklaşır gibi olduğunu gözlemişler, bunu da kâğıt ya da tuvale aktarmaya çalışmışlardır. Buna karşılık çocuklar ve “ilkel” insanların mekân algılayışı bütünüyle farklıdır (bak. ilkel sanat). Onların resimlerinde nesneler birbirinden bağımsız birimler olarak ele alınır; her biri, onu en iyi anlatacak bakış açısıyla verilir; hatta görece önem taşıyan nesne ya da figürler ötekilerden daha büyük gösterilir. Aynı uygulama Rönesans öncesi Batı sanatında da bazı dinsel konulu resimlerde görülür.

Çok bakış açılı mekân anlayışı birçok resim üslubunda kullanılmıştır.

Örrneğin

Eski Mısırlılar figürün baş ve ayaklarını yandan, gözlerini ve gövdesini ise önden göründüğü gibi çizmişlerdir. Rönesans öncesi Avrupa resmi ile İslam minyatürlerinde de benzer bir derinlik uygulaması kullanılmıştır. Minyatürlerde dikey yüzeyler karşıdan göründüğü gibi, yatay yüzeyler ise plan biçiminde, sanki tepeden görünüyormuş gibi çizilir. Bu da minyatüre alışılmadık bir üst üste binmişlik duygusu verir.

19. yüzyılın sonlarına doğru Cezanne, Rönesans’tan beri kullanılan resim mekânını değiştirmiş, yatay düzlemleri eğik bir eksende vererek, dikey yüzeylerin resim yüzeyinde öne doğru çıkmasını sağlamış ve derinlik etkisini yüzeyler aracılığıyla yaratmıştır. Cezanne’ın bu uygulaması daha sonra kübist ressamlarca daha da ileriye götürülmüş, nesnelerin bütün yüzeylerinin görüntüleri birbirini izler biçimde verilmiştir. Günümüzde mekân yaratmada kullanılan bu algısal ve kavramsal yaklaşımlar bazen aynı kompozisyonda birlikte de yer alır.

Ressamlar çok eski zamanlardan beri iki boyutlu bir düzlem üstünde zaman ve hareket duygusu uyandırmaya çalışmışlardır. Bunların en bilinen örneklerinden biri dizi resimler, bir başkası ise, bir defterin yapraklarının çevrilmesinde olduğu gibi, birbirini izleyen görüntülerdir. Hem Doğu’ da, hem de Batı’da sanatçıların bir öykünün çeşitli aşamalarını aynı resmin içine yerleştirdikleri görülür. Kübist ressamlar zaman duygusunu, ele aldıkları nesnenin içinde bulunduğu mekânla ilişkili olarak işlemişler, gelecekçiler de bu noktadan yola çıkarak ağır çekim filmlere ya da hareket halindeki bir nesnenin arkasında bıraktığı izleri de gösteren fotoğraflara benzer resimler üretmişlerdir.

Bir resmin tasarlanmasında çeşitli ilkeler uygulanabilir. Anlatılmak istenene göre simetrik olan ya da olmayan, derinlik duygusu güçlü ya da güçsüz olan, geometrik ya da doğal biçimlere ağırlık veren, ele aldığı nesneler arasında altın oran gibi ilişkiler kuran ya da kurmayan, gerilim yaratan ya da yaratmayan düzenlemeler yapılabilir.

Resim Sanatının Malzemeleri

Resimde çok çeşitli malzemeler kullanılabilir. Önce üstüne resim yapılacak yüzey belirlenir. Bu, kâğıt, karton, mukavva, kontrplak, ahşap gibi görece katı bir yüzey olabilir. Dokunmuş bir kumaş ya da muşamba gibi daha yumuşak bir yüzey de seçilebilir. Duvarlar, cam yüzeyler (vitray) ya da seramik (vazolar) üstüne de resim yapılabilir. Bir yüzeye, üstünde görünebilecek biçimde boya uygulanır. Boyalar bitkilerden, metal ve minerallerden, bazen de hayvanlardan elde edilebildiği gibi, yapay olarak da üretilebilir. İlk boyalar yanmış dal ya da kemik artıklarından yapılmıştır. Çini mürekkebi de isten elde edilir. Boyalar katı olarak da, su ya da başka bir sıvı içinde eritilerek de kullanılır. Uzun süre yumurta akı ya da şansı (bak. tempera) katılarak üretilmiş suluboyalar kullanılmıştır. Yağlıboya, ince öğütülmüş toprak boyalarla ketentohumu yağının (beziryağı) kolay sürülebilen bir macun kıvamına gelinceye kadar yoğrulmasıyla yapılan bir boya türüdür. Çeşitli suluboyalar da boyarmaddenin arapzamkı ve öd ile karıştırılmasıyla yapılır ve kullanılırken suyla yumuşatılır. Suluboya, uygulandığı yüzeyi tümüyle örten yağlıboyaya karşılık altındaki yüzeyin dokusunu ya da daha önce sürülmüş boyayı gösteren bir boya türüdür, fırça izi bırakır. Guvaş ise suda eriyen, çabuk kuruyan ve sürüldüğü yeri fırça izi bırakmadan örten bir boyadır.

Günümüzde yapay malzemelerden üretilmiş boyalar da kullanılır. Bunların en önemlileri boya tozlarının akrilik reçinelerle kanştırılmasıyla yapılanlardır. Yağlıboyanın bazı özelliklerini taşıyan bu boyalar çabuk kurudukları, fırça izi bırakmadıktan, mat ve sudan etkilenmeyen bir yüzey oluşturduktan, esnek, dayanıklı ve kolay temizlenebilir olduklan için seçilir. Kuruduktan sonra ve zaman içinde renkleri koyulaşmaz. Bu boyaların yanı sıra, görece katı çubuklar biçiminde üretilmiş çeşitli mumboya, pastel, renkli tebeşir türleri vardır. Alkolde ya da suda eriyen boyaların kullanıldığı keçe uçlu kalemler de bunlara eklenebilir.

Boyaların resim yapılacak yüzeye uygulanma biçimleri de çeşitlidir. Hem yağlı, hem de sulu boyada kullanılan en yaygın yöntem boyanın fırçayla sürülmesidir. Bundan başka mala, ıspatula, sünger, merdane gibi araçlar kullanılır. Çeşitli püskürtme, akıtma, damlatma, fışkırtma, fırlatma yöntemleri de vardır. Kuru boyalar ise resim yüzeyinde iz bırakacak biçimde kâğıda sürtülür. Tüy, kamış, çelik uç gibi sert bir araç, sulu bir boyaya batınlır, sonra bir yüzey üstünde dolaştınlırsa, boya görece ince bir çizgi biçiminde yüzeye aktanlmış olur. Boyaların yüzeye uygulanması sırasında cetvel, gönye gibi yardımcı araçlar da kullanılabilir. Bir kompresör aracılığıyla boya püskürtmeye yarayan pistoleler günümüzde iyice küçülerek kalem gibi kullanılır duruma gelmiştir.

Genel | 0 Comments

   



Resim Nedir Resim Sanatı Ne demektir

resim_sanati_2

 

 

 

 

 

 
 
 

 

 

 
 
Resim insanoğlunun tarihi kadar eski ve köklü bir sanattır. ilk çağlarda yazıdan çok önceleri insanlar resimler ile iletişim kurmaya başlamış, sanatın gelişimi bu aşama ile başlamıştır. İlkel çağda mağara duvarlarına çizilen resim ve şekiller ile ortaya çıkan resim sanatı, günümüz tablet ve bilgisayarların arasında bile önemini yitirmeyip, harika sanat dalları arasında yerini korumaya devam etmektedir.

Resim sanatı, özlem, duygu ve düşüncelerin belli estetik kurallar çerçevesinde iki boyutlu bir düzlem üzerine yansıtılmasına dayanan sanat dalı. Resimde hacim, mekân, hareket ve ışık etkileri, resimsel öğeler aracılığıyla elde edilir; bunlar biçim, çizim, Drawing, design, graphy renk, ton farklılıkları, doku özellikleri vb’dir. Öğelerin çeşitli biçimlerde bir araya getirilmesi resmin kompozisyonunu oluşturur. Renk, ışığın değişik dalgaboylarının gözün retinasına ulaşması ile ortaya çıkan bir algılamadır. Bu algılama, ışığın maddeler üzerine çarpması ve kısmen soğurulup kısmen yansıması nedeniyle çeşitlilik gösterir ki bunlar renk tonu veya renk olarak adlandırılır. Kompozisyon gerçek ya da gerçekdışı olay ve olguları anlatmaya, bir öyküyü betimlemeye ya da yalnızca soyut görsel imgeler yaratmaya olanak verir.

Eski kültürlerde toplum üretilecek resimlerin konusunu, tekniğini, biçimini, malzemelerini denetim altında tutar, yapıtların s niteliğini (örn. dinsel, bezemeci, eğitsel, eğlendirici vb) belirlerdi. Ressamlar yaratıcı bir sanatçıdan çok becerikli bir zanaatçı gibi görülürdü. Daha sonraları Uzakdoğu’da ve Rönesans Avrupası’nda bağımsız sanatçılar çıkmaya başladı. Bunlar yapıtlarının altına adlarını yazıyor, taşanında ve bazen de konu seçiminde söz sahibi oluyor, işverenleriyle (koruması altında çalıştıkları kişiler) kişisel ilişki kuruyor, toplumda saygı görüyorlardı.

19. yüzyılda sanatçıya sürekli bir çalışma ortamı sağlayan işverenler giderek yok olmaya başladı. Sanatçılar topluma yalnızca galeriler ve müzeler aracılığıyla ulaşabilir duruma geldiler. Artık yaşamlarını ödüllerle ya da devletten ve sanayi kesiminden aldıkları siparişlerle sürdürüyorlardı. Değişen bu ortam içinde sanatçılar kendi anlatım dillerini geliştirme, yeni ve alışılmadık biçim, malzeme ve teknikleri deneme özgürlüğüne kavuştular. Özellikle Batı sanatında egemen olan, geleneksel sınırları sürekli zorlama eğilimi, art arda yeni üslupların ortaya çıkmasına yol açtı. Sanatla ilgili yayınların artması, gezici sergilerin düzenlenmesi, sanat merkezlerinin kurulması da bu olguyu destekleyen başka etkenler oldu.

Genel | 0 Comments

   



Şair ve Yazar Ziya Osman Saba’nın Hayatı

ziya osman saba

Ziya Osman Saba

Ziya Osman Saba, Cumhuriyet dönemimizin şair ve yazarları arasında yer almaktadır. (1910-1957).

Hayatı  [değiştir]Mütareke yıllarında Galatasaray lisesini bitirdi. Cumhuriyet gazetesi muhasebe servisinde çalışırken bir yandan da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi (1936).

30 Mart 1910 tarihinde İstanbul’da doğdu, 29 Ocak 1957 tarihinde İstanbul’da öldü. Galatasaray Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Muhasebecilik, banka memurluğu, Milli Eğitim Basımevi’nde düzeltmenlik, Varlık Yayınevi’nde redaktörlük yaptı. “Yedi Meşale” topluluğunun üyesiydi. Bu topluluğun şiir anlayışını, yaşamının sonuna dek sürdüren tek şairdir. Şiirlerinde çocukluk ve ilkgençlik anılarına bağlılık, yaşamın küçük mutluluklarından duyulan sevinç, acıma duygusu, iyilik düşüncesi, İstanbul sevgisi, Tanrı’ya şükran, ölüm gerçeğini kabulleniş gibi konuları, gözlemci ve dışavurumcu bir tarzla genellikle hece ölçüsüyle, ama kimi zaman serbest ölçüyü de kullanarak işlemiştir.

 

Edebiyat 

 

İlk şiiri Serveti Fünun dergisinde çıkan Saba, dergideki arkadaşlarıyla Yedi Meşale Topluluğu’nu kurdu. Yazı ve şiirleri Varlık dergisinde yayınlandı. İçe dönük bir yazar olan Ziya Osman Saba şiirlerinde aile sevgisi, kadere boyun eğiş, kulluk, küçük mutluluklarla yetinme, yoksulluk karşısında duyulan utanç ve merhamet gibi temaları işledi, hikayelerinde ise genellikle geçmiş yaşamın özlem ve acısını birarada vermeye çalıştığı görülür.

 

 

Şiirleri 

 

Geçen Zaman

ll

Sebil ve Güvercinler

Çocukluğum

Ahret

Artık Yaşamak İçin

Beyaz Ev

Bilemiyorum

Eller

İstanbul

 

Hikaye kitapları 

 

Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi

Değişen İstanbul

 

 

 

 

BAHARI BEKLERKEN YAZILMIŞ ŞİİR

 

O günü görmek için sade bekleyeceğiz,

Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları.

Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz,

Bir sabah dökülecek baharların baharı.

 

Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır,

Başbaşa kalacağız kenarında bir suyun,

Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır,

Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun.

 

Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle,

Bir melek ordan bize uzatacak elini.

-Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle.

Ümitlerin en güzelini!..

 

SESSİZLİK . .

 

Biz o kadar ağladık ki beraber,

Gözyaşları doldurdu avucumu şimdilik.

Şimdilik uzun uzun, bambaşka bir sessizlik

Yavaşça alçalarak, yavaşça bizi dinler.

 

Etrafta kalan sesler kesildi birer birer.

Hatırlamaz olmuşum, her şey uzakta, silik.

Yalnız senin vücudun… Ah içte bir içimlik

Bir su gibi ellerin avucumda serinler.

 

Vücudunun gölgesi bak yerde gölgemle bir,

Yeni bir nefes gibi sessizlik göğsümdedir.

Sessizlik içerime doluyor yudum yudum.

 

Dolu bir yelken gibi göğsümde genişleyiş,

Ve öyle için için, ve öyle geniş geniş.

Ben hiç bir şey duymadan, ben yalnız seviyorum..

Genel | 0 Comments

   



Bilgisayardan film izlerken sorun yaşama

Bilgisayarımızdan film izlerken yaşadığımız sıkıntılar nelerdir ve nasıl çözülür?

film_izlerken_yasanan_sikintilar

 

İnternetten indirdiğimiz veya CD den takıp izlemek istediğimiz filmlerin doğru ve düzgün izlenmesi için bazı programlara ihtiyacımız vardır. Bunlar;

Klite Codec Programı 
Gom Media Player

Bu iki programı www.tamindir.com adresinden bulup indirebilirsiniz.

Gom Media Player sayesinde bir çok farklı uzantıdaki filmleri rahatlıkla izleyebilirsiniz.  Klite Codec bilgisayarınızdaki film dosyalarının çalışması için gerekli olmakla birlikte windows işletim sisteminize göre farklılıklar gösterebilmektedir. Bu iki dosyayıda www.tamindir.com adresinden aratıp kolaylıkla indirebilirsiniz..

Genel | 0 Comments

   



Mersin’in Tarihi ve Turistik yerleri Slayt sunumu

MERSİN’DE TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİN SLAYT GÖSTERİSİ

Binlerce Öğrenciye sizde bir katkıda bulunarak bilgi paylaşımına destek vermek için destek@okulevi.com adresine elinizdeki slayt ve dökümanları gönderebilir, öğrencilerimize bir ışıkta siz tutabilirsiniz.

 

Mersin ilinin Tarihi ve Turistlik mekanları Adlı Slayt Gösterisini Hiçbir Ücret Ödemeden ve Üyelik işlemine tabi olmadan direk olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz. 

[download id=”36″]

MERSİNDE TARİHİ VE TURİSTİK MEKANLAR ADLI SLAYT GÖSTERİSİNİN İÇERİĞİ

Mersinin Tarihi ve Turistik Mekanları Slayt Çalışması

• Kırkkaşık Bedesteni
• Cennet Çöküğü Mağarası
• Yedi Uyurlar (Eshab-kehf) Mağarası
• Alahan Manastırı
KIRKKAŞIK BEDESTENİ

Her dönem hareketli bir ticari ve siyasi merkez olan ve kültürlerin kesişme noktasında bulunan Tarsus’un en önemli tarihi yapılarından biri de Kırkkaşık Bedesteni’dir.

Ramazanoğulları Beyliğinden Piri Paşa’nın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579’da yaptırılmış olan Kırkkaşık Bedesteni, ilk dönemlerde imarethane (Aşevi) ve medrese olarak kullanılmışsa da, cumhuriyetten sonra kapalı çarşı olarak işlev görmüştür. Geçmişte Beyaz Çarşı olarak da bilinen Kırkkaşık Bedesteni, dikdörtgen plana sahiptir. Bedesten adını, yapının dış cephesinde bulunan kaşık süslemelerinden almaktadır. Kesme taştan inşa edilen binaya batı ve doğu yönündeki iki kapıdan girilebilmektedir. İçerisinde 21 oda bulunan yapı 7 kubbeden oluşmaktadır. Ayrıca, içerden iki merdivenle çıkılan iki kule oda ve batı yönünde dış cephedeki iki oda ile birlikte oda sayısı 25’tir.

Mülkiyeti, Vakıflar Bölge Müdürlüğüne ait olan Kırkkaşık Bedesteni, Tarsus Belediyesi tarafından kiralanarak 2004 yılında restore ettirilmiştir. Kırkkaşık Bedesteni, 2005 yılında Tarihi Kentler Birliği “Proje Yarışma Ödülü” almıştır.

Tarsus Belediyesi, 2006 yılında, turizm alanında gelişme çabası içinde olan kentin hem tanıtımında hem de sosyo-ekonomik ve kültürel alanlarda katkı sağlaması hedefi doğrultusunda bedestenin dükkânlarını işletmecilere kiralamıştır. Bedesten 7 Mart 2007’de yapılan açılış töreni ile yeniden faaliyete geçmiştir.

Bedesten içerisinde yer alan dükkân ve bürolarda, başta yöresel el sanatlarına ait seramik, ahşap, bakır, gümüş, deri, dokuma turistik hediyelik ürünler olmak üzere, yöresel damak tatlarının sunulduğu yiyecek ve içecekler ile kent tarihini, toplumsal ve kültürel yaşamının anlatıldığı çeşitli yayınlar sergilenmekte ve satılmaktadır.

CENNET ÇÖKÜĞÜ MAĞARASI

Mersin Silifke ilçesine 23 km. uzaklıkta bulunan Cennet Mağarası ve Çukuru Narlıkuyu Köyü’ne 2 km. uzaklıktadır. Jeolojik nedenle meydana gelmiş olan bu çukur, III.Jeolojik Zamanın Miyosen Çağı’nda yer altı sularının kalker tabakaları içerisinde yapmış olduğu erozyon sonucunda üst tavanın çökmesi ile oluşmuştur. Bu çöküntü 135 m. derinlikte olup, içerisinde 275.00×125.00 m. ölçüsünde, elips şeklinde bir mağara bulunmaktadır. Bu mağaraya Roma döneminden kalma bir patika yol ile inilmektedir. Çöküntü alanına 452 basamaklı merdivenle inilmektedir. Kiliseden de 152 basamak ile mağaranın içerisine girilmektedir.

Bu mağaranın bitiminde bir de akarsu bulunmaktadır. Mağara içerisinde bu yeraltı suyuna ait sesler duyulmaktadır. Antik Çağlarda bu mağaradan Cennet’e gidileceğine inanılmış ve ölenler buraya bırakılmıştır. Bu nedenle de mağaraya Cennet Mağarası ismi verilmiştir.

Deniz seviyesinden 150 m. yükseklikte olan bu mağaranın en derin noktası 15 m. yüksekliğe kadar inmektedir.

İlk Hıristiyanlık döneminde Hıristiyanların gizlendiği bu mağaranın önüne, dört satırlık kitabesinden öğrenildiğine göre V.yüzyılda Paulus isimli bir kişi tarafından Meryem Ana’nın anısına bir kilise yapılmıştır.

 

YEDİ UYURLAR (ESHAB-KEHF) MAĞARASI

Geleneksel anlamda hikâyeye göre Ashab-ı Kehf denilen gençler, bugün yeri konusunda çeşitli rivayetler bulunan Efsus şehrinde yaşıyorlardı. Bunlardan altısı sarayda görevli, hükümdara yakın kimselerdi ve hükümdarın müşavere heyetindeydiler. Onun sağında ve solunda bulunurlardı. Sağındakiler Yemliha, Mekselina ve Mislina idi. Bunlara “Ashab-ı Yemin” denmiştir.

Hükümdarın solunda bulunanlar ise, Mernuş, Debernuş ve Şazenuş’tur. Bunlara da “Ashab-ı Yesar” denmiştir.

Hükümdarın Roma imparatorlarından Diocletian (284 – 305) (Gaius Aurelius Valerius Diocletianus) olduğu, ya da Domitianus (271-272) veya Decius (249-251) olduğu düşünülmektedir. Kesin olan şey imparatorun putperest olduğudur. Putperestliği kabul etmeyen az sayıdaki insanları yakalatıp öldürtmüştü. Hükümdar bir ihbar üzerine saraydaki putperest olmayan gençlerin durumlarını öğrendi. Onları çağırıp tehdit etti, onlar inançlarından ayrılmak istemediler, aksine Dokyanus’u inançlarına davet ettiler. Hükümdar onların eski günlerine dönmeleri için zaman tanıdı. Gençlerde inançlarını korumak için şehre yakın bir dağ yönüne gittiler. Yolda giderken Kefeştetayyuş ismindeki bir çoban onların inancına katıldı ve yedincileri oldu. Çobanın köpeği Kıtmir de onlara katılıp, arkalarından takip etti. Dağa yaklaştıklarında çobanın gösterdiği bir mağaraya girdiler. Mağarada dua ederek merhamet dilediler. (İslam dininin kutsal kitabı Kur’an’daki Kehf suresinin 10. ayetinde bu kişilerin duaları belirtilir.)

ALAHAN MANASTIRI

Evliya Çelebi’nin “Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor” diye anlattığı Alahan Manastırı, Mersin-Karaman karayolu üzerinde, Mut’un 20 km. kuzeyinde,  Geçimli  köyü civarındadır. 1300 m. yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur.

Hıristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)’ da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz. İsa’ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. St. Paul ve yine Tarsus’ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya’ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır.

İşte bu iki Hıristiyan Aziz’in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı bunlardan biridir.

440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır. Kilise binaları, Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır. Süslemesinde usta bir taş oymacılığı görülür. İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe ayrılmıştır. Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri kabartmalarla süslüdür. St. Paul, St. Pierre figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail’in simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, incil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasfir edilmiştir.

Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin yapıldığı dehliz, 11 m. uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir. Galerinin ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli büyük bir niş bulunmaktadı.Galeride apsisli vaftizhane ve karşısında Alahan Manastırının en görkemli yapısı olan mezarlar bulunmaktadır. Bu mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş, üst örtüsü yoktur. Ana nefin ortası ilginçtir. Burası paye ve sütunlara oturan dört kemerle örtülü kare planlı bir kule biçimindedir. Kuli yukarıda sekizgene dönüştürülmüştür. Kapı çerçevesi süslüdür.

 

MERSİN TARİHİ VE TURİSTİK MEKANLARI SLAYT SUNUMUNDAN BAZI RESİMLER

 

MERSİNİN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ SLAY RESMİ1


MERSİNİN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ SLAY RESMİ2

MERSİNİN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ SLAY RESMİ3

MERSİNİN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ SLAY RESMİ4

MERSİNİN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ SLAY RESMİ5

MERSİNİN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ SLAY RESMİ6

MERSİNİN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ SLAY RESMİ7

Genel | 0 Comments

   



Trabzonsporun büyük boy duvar resimleri

Trabzonsporun yüksek çözünürlüğe sahip Masaüstü Bilgisayar Duvar kağıtlarını zahmetsizce indirebilirsiniz.

Resimlerin üzerine tıklayarak büyük çözünürlükte görüntüleyebilirsiniz.

 

yeni-trabzonspor-buyuk-res

trabzonsporun büyük boy duvar resmi

TRABZONSPOR_MASAUSTU_DUVAR_KAGIDI4

TRABZONSPOR_MASAUSTU_DUVAR_KAGIDI-2

TRABZONSPOR_MASAUSTU_DUVAR_KAGIDI-1

Genel | 0 Comments

   



İçkinin ve Alkolün Zararları Slayt Sunumu

ALKOLÜN ZARARLARI VE KÖTÜLÜKLERİ SLAYT SUNUMU

Binlerce Öğrenciye sizde bir katkıda bulunarak bilgi paylaşımına destek vermek için destek@okulevi.com adresine elinizdeki slayt ve dökümanları gönderebilir, öğrencilerimize bir ışıkta siz tutabilirsiniz.

 

İçkinin Zararları Adlı Slayt Gösterisini Hiçbir Ücret Ödemeden ve Üyelik işlemine tabi olmadan direk olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

[download id=”35″]

ALKOLÜN ZARARLARI ADLI SLAYT GÖSTERİSİNİN İÇERİĞİ

ALKOLÜN ZARARLARI

  • İÇKİ İNSAN SAĞLIĞINA BİREBİR ZARAR VERİR
  • ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA ÖLÜMLÜ KAZALARIN CİDDİ BİR NEDENİNİ OLUŞTURUR
  • AİLE BİRLİĞİNİN BOZULMASINA VE ZAYIFLAMASINA NEDEN OLUR
  • SAĞLIKLI VE ZİNDE DÜŞÜNEN BİREYLERİN OLUŞMASINI ENGELLER
  • ÜLKE EKONOMİSİNE VE MİLLİ SERVETİN DÜŞMANIDIR
  • TOPLUMLARIN GELİŞMESİNDE VE ÜRETMESİNDE ENGEL TEŞKİL EDER
  • ALKOLE VERİLEN PARA BÜYÜK  KAYIPLARA NEDEN OLMAKTADIR.
  • TÜM KÖTÜLÜKLERİN ANASIDIR (S.A.V)

Ülkemizde ve dünyada her yıl milyonlarca insan Alkol tüketiminden doğrudan yada dolaylı olarak yaşamını yitirmektedirler. Başta karaciğer yetmezliği olmak üzere insan sağlığına ve önemli organlara kalıcı zararlar vermektedir.

Alkolü hayatımızdan çıkararak hayata yeni bir başlangıç yapabilir, hem sağlığımızı riske atmış olmayız, hem de alkole ödeyeceğimiz parada cebimizde kalmış olur. Kendimize ve insanlığa bir umut için sizde ALKOLÜ BIRAKIN…

İÇKİNİN İNSAN VÜCUDUNDAKİ ZARARLARI

Kalbin ritmini yükseltir ve normalden daha hızlı çarpmasına sebep olur. Kalp çarpıntısı kan dolaşımının düzeninin bozulmasına damarların sertleşmesine, tansiyonun yükselmesine bağlı olarak insanı ani felç ve ölümle kadar götürebilir.

Alkolün karaciğere zararına gelirsek, toplum arasında en çok korkulan siroz hastalığının başlıca bilinen sebebi alkoldür. Siroz karaciğer hücrelerinde yağlanma sebebiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Karaciğerin vazifesi vücuda alınan zararlı maddeleri süzerek, zararsız hale getirmektir. Böylelikle karaciğer alkolü zararsız hale dönüştürmek için çok fazla efor sarf eder ve yorulur zamanla karaciğer bu görevini tam anlamıyla yerine getirememeye başlar ve iflas eder.

Alkolün bağırsaklara ve mideye zararları, Gastrit ve ülser midenin en kötü düşmanlarıdır. Alkol ise bu iki rahatsızlığın en yakın dostudur. İçki mide iç zarında yanma hissi meydana getirir, mideyi bozar ve çok aşırı tüketildiğinde dayanılmaz mide ağrılarına sebep olur. Hazımsızlığa ve iştahsızlığa sebep olur böylelikle insanlarda ani kilo kayıpları da görülebilir. Bağırsak ishallerine ve iltihaplarına yol açar.

Alkolün böbreklere zararları, biranın böbreklere hep iyi geldiği söylenir oysa ki idrar bolluğu böbrekleri temizlemekten çok, fazlasıyla yorar. Böbrekler bozulur ve zamanla normal işlevlerini kaybederler.

Alkolün Topluma Zararları ise şunlardır:

Öncelikle Ülkemizde;

Cinayetlerin %85’inin
Tecavüzlerin %50’sinin
Şiddet Olaylarının %50’sinin
Trafik Kazalarının %65’inin
Eşlerini Dövenlerin %70’inin
Akıl Hastalıklarının %60’ının

 

Tüm toplumun baş belası içki ve türevleri, başta hamileler olmak üzere bütün insanları tehdit etmektedir. Hamilelik dönemlerinde tüketilen alkolün bebeğin sağlıklı gelişimine olumsuz etkileri artık gizlenemeyecek bir gerçektir.

Sağlıklı nesiller için hayatımızdan Alkolü mutlaka çıkarmamız gerekmektedir.

Her yıl ülkemizde binlerce insanımızı alkollü araç kullanımından ötürü meydana gelen ölümcül kazalarda kaybetmekteyiz. Sadece içkili araç sahipleri değil, onların neden olduğu kazalarda da binlerce insan hayatını kaybetmektedir.

Alkol insanın hem akıl ehliyetini, hem de direksiyon ehliyetini elinden alır. Alkollü araç kullanmak,  Adam öldürmeye bir girişimdir.

İÇKİNİN ZARARLARI SLAYTINDAN BAZI RESİMLER

Slayt2

Slayt3

Slayt4

Slayt5

Slayt6

Slayt7

 

Genel | 0 Comments

   



Deprem nedir? Depremden Korunma yolları Slayt Gösterisi

DEPREM NEDİR? NASIL OLUŞUR? DEPREM ESNASINDA YAPILMASI GEREKENLER

Binlerce Öğrenciye sizde bir katkıda bulunarak bilgi paylaşımına destek vermek için destek@okulevi.com adresine elinizdeki slayt ve dökümanları gönderebilir, öğrencilerimize bir ışıkta siz tutabilirsiniz.

 

Depremle ilgili hazırlanmış olan  Slayt Gösterisini Hiçbir Ücret Ödemeden ve Üyelik işlemine tabi olmadan direk olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

[download id=”34″]


DEPREM VE KORUNMA YOLLARI  ADLI SLAYT GÖSTERİSİNİN İÇERİĞİ

Depremde evde, dışarda ve okulda yapmanız gerekenleride anlatan Slayt Gösterisinin Bazı Resimleri

 

Slayt8 Slayt11 Slayt1
 

 

Genel | 0 Comments