Tiyatrobilimci ve Oyuncu Yazar Özdemir Nutku’nun Hayatı ve Eserleri

ÖZDEMİR NUTKU’NUN HAYATI / ÖZGEÇMİŞİ

12 Ocak 1931′de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan sonra 1942′de Robert Kolej’e girdi ve hazırlık sınıflarıyla birlikte sekiz yıllık orta eğitimden sonra 1950′de B.A. derecesi ile mezun oldu. 7 yaşında piyanoya başlayan ve 1949 yılında ilk ve son klasik piyano konserini veren Nutku, ellili yıllarda bir caz kuarteti kurarak caz piyanisti olarak tanındı. Amatör bir müzisyen olan Nutku’nun tiyatroya olan ilgisi kolej yıllarında başladı. Okulun temsil kolunda, amatör olarak çeşitli roller oynayan yazar, 1946/1947 döneminde, Kadıköy Süreyya Sineması’nda sahnelenen Franz Lehar’ın Tarla Kuşu operetinde ilk profesyonel rolünü oynadı.

Ailesiyle Ankara’ya taşındıktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne bir yıl devam etti. 1952′de yine aynı Üniversitenin DTCF İngiliz Dili ve Edebiyatı Kürsüsü’ne yazıldı. Bir yandan da, Kolej yıllarında başlayan şiir yazma merakı ile 1950′de ilk şiir kitabı Eller yayımlandı. 1956′da Ankara Üniversitesi’nden mezun olan yazar, aynı yıl bir bursla Almanya’ya gitti ve Göttingen kentindeki Georg-August Üniversitesi, Tiyatro Bölümü’ne alındı ve oradaki öğrenimini 1959 yazında tamamladı.

Almanya’da bulunduğu yıllarda, Göttingen Devlet Tiyatrosu Sanat Yönetmeni ünlü Heinz Hilpert’in yanında üç yıl asistanlık yaptı ve Almanya’daki çeşitli özel tiyatrolarda oyun sahneledi. Müziğe olan ilgisi devam ettiğinden, ayrıca iki yıl Prof. Boetticher’in üst düzeydeki müzik seminerlerine devam etti. 1959′da yurda döndü ve bir yıl önce kurulan Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Enstitüsü’ne asistan olarak girdi. 1960′da ilk tiyatro kitabı Tiyatro ve Yazar yayımlandı.

1961′de doktor, 1967′de Doçent ve 1974′te de profesör oldu. 1976 güzünde İzmir’e yerleşen Nutku, Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Tiyatro Bölümü’nü kurdu. Nutku, bugüne kadar 37′si tiyatro, 22′si çeviri, 4′ü şiir, 12′si oyun ve uyarlama, 2′si senaryo, l’i çocuk olmak üzere 78 kitap yazdı ve yayımladı.

1953 yılından beri çeşitli sanat ve edebiyat dergilerinde 1,800′ün üstünde araştırma, inceleme, eleştiri ve deneme yazan Nutku, Pazar Postası, Yenigün, Öncü, Vatan, Meydan, Hürgün, Milliyet, Cumhuriyet ve Hürriyet gazetelerinde, Seçilmiş Hikâyeler, Mavi, şairler Yaprağı, Dost, Tiyatro, Devlet Tiyatrosu Dergisi, Devlet Opera ve Balesi Dergisi, Varlık, Yeditepe, Oyun, Tiyatro 70-80, Değişim, Milliyet Sanat, Hürriyet Gösteri, Sanat Olayı, Tiyatro Araştırmaları Dergisi, Ulusal Kültür, Milli Kültür, Tiyatro-Tiyatro, Agon, Tobav Sanat ve daha birçok dergide sürekli yazdığı incelemeleri, denemeleri ve eleştirileriyle tanındı.

1965 yılında, A.B.D.’inde Yale, Washington (Seattle), Chicago, Pittsburg, Northwestern, Minnesota, Southern California, UCLA, Carnegie Techn., North Carolina gibi daha birçok üniversitede dersler, konferanslar verdi, seminerler düzenledi; stüdyo ve atölye çalışmalarına katıldı.

1966 yılının Ocak ayı başından Haziran sonuna kadar, iki sömestir Viyana Üniversitesi Tiyatro Enstitüsü’nde ders verdi. 1991′de Batı Sidney Üniversitesi’nde uluslararası bir uzmanlar topluluğuna oyunculuk üst semineri düzenledi. 1997′de Hartt School of Music and Performing Arts, Connecticut’ta, Amerikalı ve İsveçli öğrencilere, iki hafta süreyle, rol yapımı üzerine ‘workshop’ yaptı. Holanda’da yayımlanan Encyclopedia of Islam, Türkiye’de yayımlanan İslam Ansiklopedisi ile Kanada’da yayımlanan World Encyclopedia of Contemporary Theatre’in sürekli yazarlarından biridir. Birçok uluslararası kongrede ülkemizi temsil eden ve aynı zamanda oyun sahneleme hocası ve tiyatro yönetmeni olan Nutku, bugüne kadar yüze yakın oyun sahneledi.

Çeşitli uluslararası Tiyatro Şenliklerinde yönetmen olarak birincilik ve ikincilik ödülleri aldı. 1979′da Meddahlık ve Meddah Hikâyeleri adlı inceleme kitabıyla, Milli Kültür Vakfı’nın “Büyük Edebiyat Ödülü”nü kazandı. 1984′te Güngör Dilmen’in Midas’ın Kulakları adlı oyununu sahnelemesindeki başarısından ötürü, Nutku’ya “Ulvi Uraz Yönetmenlik Ödülü” verildi. 1989 yılında, Türk Tiyatrosu’na katkısı ve Türk Tiyatrosunu dışarda tanıtmada gösterdiği çaba için Tiyatro ve Televizyon Yazarları Derneği’nin “Tiyatroya Katkı Ödülü”ne layık görüldü. 1990 yılının Ekim ayında, Viyana’daki “Tiyatro Zirvesi”nde «Dünya Tiyatro Eğitimi Enstitüsü»nün kurucularından biri olarak bu Enstitü’nün Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.

1990′da kurduğu İzmir «Şehir Tiyatroları»na 1991′de Genel Sanat Yönetmeni olarak atandı. 1991 yılında, Türkiye’nin ilk “Kamyon Tiyatro”sunu yaptı ve gezici çocuk tiyatrosunu kurdu. Böylece tiyatroyu, tiyatroya hiç gitmemiş çocukların ayağına götürdü. 1991 yılında Salihli Belediyesi’nin “Dionisos Ödülü”nü aldı. 1993′te, Kültür Bakanlığının “Tiyatro Araştırmaları Büyük Ödülü” ile onurlandırıldı.

Güzel Sanatlar Fakültesi’nde dekan yardımcılığığı ve dekanlık yapan yazar, Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü Müdürü ve aynı fakültenin Sahne Sanatları Bölümü Başkanı’yken 12 Ocak 1998 tarihinde yaş haddinden emekli oldu. Aynı fakültede iki yıl ders verdikten sonra, 2000 yılı başında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Yakın Doğu Üniversitesi’nde Sahne Sanatları Fakültesi’ni kurmak üzere davet aldı.

ÖZDEMİR NUTKU’NUN ESERLERİ

ŞİİR
Eller (1952)

OYUN
Savaş Oyunu (1965, Sermet Çağan ile birlikte)

ARAŞTIRMA
Meddahlık ve Meddah Hikayeleri (1977)
Modern Tiyatro Akımları (1963)
Tiyatro Terimleri Sözlüğü (1966, Haldun Taner ve Metin And ile birlikte)
Dünya Tiyatrosu Tarihi (2 cilt, 1971-1985)
Yaşayan Tiyatro (1976)
Türkiye’de Brecht (1976)
Gösterim Sanatları Sözlüğü (1983)

ÖDÜLLERİ
1966 Uluslararası Tiyatro Şenliği’nde En İyi Yönetmen Ödülü, DTCF öğrencilerinin rol aldığı “Savaş Oyunu” ile
1979 Milli Kültür Vakfı Edebiyat Büyük Ödülü Meddahlık ve Meddah Hikayeleri ile
1984 Ulvi Uraz En İyi Yönetmen Ödülü, Midasın Kulakları oyununun sahnelenmesi ile

 

Genel | 0 Comments

   



Gazeteci Yazar ve Şair Özdemir İnce’nin Hayatı ve Eserleri

ÖZDEMİR İNCE’NİN HAYATI / ÖZGEÇMİŞİ

1956′da Mersin Lisesi’nden mezun oldu. 1960′ta Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü bitirdi. Bir yıl Sandıklı Ortaokulu’nda öğretmenlik yaptıktan sonra Yedeksubaylık hizmetini İzmir-Bornova 57.Er Eğitim Tuğayı’nda yaptı.Ardından, Aydın Lisesi’nde öğretmenlik yaparken Fransız hükümetinin açtığı sınavı kazanarak 1965-1966 yıllarında Pariste Sorbonne Üniversitesi’nde çağdaş Fransız edebiyatı ve fonetik okudu. Yurda dönüşünde Aydın ve Muğla liselerinde öğretmen olarak çalıştı. 1969′da TRT’ye girdi. 1982′de kurumdan emekli oluncaya kadar Dış Haberler Müdürlüğünde çevirmen, Televizyonda metin yazarı, Öndenetim ve Redaksiyon Müdürü,Program ve Yayın Planlama Müdürü, Genel Müdürlük Müşaviri ve Uzman görevlerinde bulundu . 1982-1989 yılları arasında çeviri yaparak hayatını kazandı. 1989-2000 yılları arasında Can Yayınlarında editör, Telos Yayınlarında editör ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2000 yılından bu yana Hürriyet gazetesinde fıkra (köşe) yazarlığı yapıyor.

İlk şiiri 1954′te “Kaynak” dergisinde yayınlandı. Pazar Postası, Türk Dili, a, Değişim, Dost, Şiir Sanatı, Papirüs, Soyut, Türkiye Yazıları, Milliyet Sanat, Yusufçuk, Adam Sanat gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle tanındı. Şiir üzerine kuramsal yazılar ve değişik konularda denemeler, eleştirel denemeler yazdı.

Şiirleri, Fransa (3), Yunanistan (2), Bulgaristan (2) ve Makedonya’da (1) kitap olarak yayınlandı.

Şiir ve yazıları Almanca, Bulgarca, Çuvaşca, Fransızca, Hinduca, İbranice, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Macarca, Makedonca, Portekizce, Romence, Rusca,Sırpça ve Yunancaya çevrildi.

Onur Belgesi: Officier de l’Ordre des Arts et des Lettres (Fransa, 1990

Üyelikleri
Mallarme Akademisi (Paris, 1983)
Uluslararası Şiir Araştırma Merkezi Muhabiri (Brüksel, 1987)
Uluslararası Şiir Büyük Ödülü Seçici Kurul Üyesi (Liege, 1983, 1992)
Şiir İçin Avrupa-Akdeniz Şiir Ağı kurucu üyesi (RUEMEB) (Strasbourg, 1996)
Fas Şiir Evi Dostlar Kurulu Üyesi (Kazablanka. (1998)
Uluslararası Şiir Evi Genel Kurul Üyesi (Brüksel, 2000)
Avrupa Şiir Akademisi Üyesi (Luxemburg,2002)

ÖZDEMİR İNCE’NİN ESERLERİ

ŞİİR
Kargı 1963
Tutanaklar 1967
Kiraz Zamanı 1969
Karşı Yazgı 1974
Rüzgara Yazılıdır 1979
Elmanın Tarihi 1981
Kentler 1981
Yedi Deryalar Geçsen 1983
Siyasetname 1984
Eski Şiirler 1985
Hayatbilgisi 1986
Zorba ve Ozan 1987
Başak ile Terazi 1989
Burçlar Kuşağı 1989
Can Yelekleri Tavandadır 1989
Gürlevik 1990
Gündönümü Gündönümü 1992
Yazın Sesi [[1994]
Uykusuzluk 1996
Mani-Hayy 1998
Evren Ağacı 2000
Ot Hızı 2002
Keskindoreke Fındınfalava, (Kırmızı Yayınları, Ekim 2006)
Magma ve Kör Saat, (Kırmızı Yayınları, Mayıs 2007)
Ağustos 1936, Annemin Karnında Son Bir Ay(Kırmızı Yayınları, Ocak 2008)

SEÇME VE TOPLU ŞİİR
Güneş Saati (1990)
Seçme Şiirler (1998)
Tekvin, Toplu Şiirler 1. (1994)
Delta, Toplu Şiirler 2. (1994)
Tohum Ölürse, Toplu Şiirler 3. (1994)
Yağmur Taşı, Toplu Şiirler 4. (1995)
Bütün Şiirlerim 1. (2001)
Bütün Şiirlerim 2. (2002)
Bütün Şiirlerim 3. (2003)

ELEŞTİRİ
Yazmasam Olmazdı, Doğan Kitapçılık, Ekim 2004
Mahşerin Üç Kitabı, Doğan Kitapçılık, Nisan 2005

DENEME
Şiir ve Gerçeklik 1986
Söz ve Yazı 1991
Tabula Rasa 1992
Yazınsal Söylem Üzerine 1993
Dinozorca 1993
Tarih Bağışlamaz 1994
Çile Törenleri 1995
Bu Ne Biçim Memleket 1996
Yaşasın Cumhuriyet 1999
Şiirde Devrim 2000
Mevsimsiz Yazılar 2002
Gördüğünü Kitaba Yaz, 2002
Pazar Yazıları 2002
Tersi Yüzü2003
Isırganın Faydaları 2004
Yedi Canlı Cumhuriyet2004
100 Pazar Yazısı2004
Denek Taşı 2006
Fesatlar Sarmalında Türkiye2007

ANTOLOJİ
Bulgar Şiiri Antolojisi 1971
Çağdaş Bulgar Şiiri Antolojisi 1983 (Ataol Behramoğlu ile birlikte)
Genç Bulgar Şiiri 1984 (F. Erdinç ile birlikte)
Dünya Şiiri Antolojisi 1997 (Ataol Behramoğlu ile birlikte)

SÖYLEŞİ
Ne Altın Ne Gümüş 1997

ŞİİR ÇEVİRİLERİ (KİTAP)
Comte de Lautreamont, “Maldorur’un Şarkıları”,
Arthur Rimbaud, “Ben Bir Başkasıdır”
Aloysius Bertrand, “Gaspar de la Nuit”
Yorgo Seferis, “Bütün Şiirleri” (Herkül Millas ile)
Konstantinos Kavafis, “Bütün Şiirleri” (Herkül Millas ile)
Yannis Ritsos, “Şiirler” (İoanna Kuçuradi ve Herkül Millas ile)
Yannis Ritsos, “Erotika” (Herkül Millas ile)
Yannis Ritsos, “Graganda”
Yannis Ritsos, “Rumluk & Yaşlı Kadınlar ve Deniz” (Herkül Millas ile)
Alain Bosquet, “Evren İçinde Evren”
Alain Bosquet, “Söyle Alain”
Rene Char, “Sessiz Oyun”
Adonis, “Newyork’a Mezar”
Abdellatif Laabi, “Acı ve Gülümseme”
Nicolas Guillen, “Küba Şarkıları”
Yevgeni Yevtuşenko, “Zima Kavşağı”

OYUN ÇEVİRİLERİ
Pablo Neruda, “Joaquin Murieta’nın İhtişam ve Ölümü”
Klaus Mann – Ariane Mnouchkine, “Mefisto”

ÇEVİRİ SANAT KİTAPLARI
Jean Cassou, Sembolizm Sanat Ansiklopedisi, 1987.
Francis Claudon, Romantizm Sanat Ansiklopedisi, 1988.

ROMAN VE DÜZYAZI ÇEVİRİLERİ
Jorge Amado, Ölü Deniz (1983,1993)
Henri Bosco, Çocuk ve Irmak (1981)
Alain Bosquet, Bir Sürgün Ana (1982)
Bulgakov, Moliere Efendi (1983, 1990)
Michel del Castillo, Karar Gecesi (1984)
Paulo Coelho, Simyacı (1996)
Marie Darieussecq, Dişi Domuz (1996)
Regis Debray, Zamane Delikanlısı, (1970, 1990)
V.Diakov – S.Kovelev, İlkçağ Tarihi (1987)
Marguerite Duras, Sevgili (1985)
Paul Eluard, Ozan ve Gölgesi (1984)
Alain Fournier, Adsız Ülke (1981)
Carlos Fuentes, Yanık Sular (1985, 1996)
Dora Gabe, Ufacıktım (1981)
Panait İstrati, Baragan’ın Devedikenleri (1981)
Milan Kundera, Saptırılmış Vasiyetler (1993)
Milan Kundera, Yavaşlık (1995)
Karl Marx, Fransa’da Sınıf Mücadeleleri (1967)(M.E.adıyla)
Henry Miller, Paris Söyleşileri (1991)
Paul Nizan, Fesat (1975, 1996)
Konzaburo Oe, Bir Kişisel Sorun (1994)(Hepa Çopurgil adıyla)
Ostroviski, Kasırga Çocukları (1973)
Pascale Rose, Avcı Sıfır (1997)
Tayeb Salah, Göç Mevsimi (1982)
Pierre Schoendoerffer, Krala Veda (1970, 1990)
Luandino Vieira, Domingos’un Gerçek Hayatı (1976)
N.V.Yeliseva – A.Z.Manfred, Yakın Çağlar Tarihi (1975)

ÖDÜLLERİ

EDEBİYAT ÖDÜLÜ
May Edebiyat Ödülü (1968)
Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü (1978)
Dünya Kitap Yılın Kitabı Ödülü (Uykusuzluk ile) (1996)
Abdi İpekçi Dostluk Özel Ödülü (1999)
Truva Kültür-Sanat Ödülleri Şiir Ödülü (2002) *
Max Jacob Şiir Ödülü (Fransa, 2006)
Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü (2007)

GAZETECİLİK ÖDÜLÜ
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Röportaj Başarı Ödülü (2001)
Bülent Dikmener Ödülü Özel Jüri Ödülü (2004)
Çağdaş Gazeteciler Derneği “Mustafa Ekmekçi Gazetecilik Ödülü” (2006)

 

Genel | 0 Comments

   



Ünlü Şair Özdemir Asaf’ın Hayatı ve Eserleri

ÖZDEMİR ASAF’IN HAYATI / ÖZGEÇMİŞİ

11 Haziran 1923′te Ankara’da doğdu. 28 Ocak 1981′de İstanbul’da öldü. Asıl adı Halit Özdemir Arun. İlk öğretiminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi’nde yaptı.1942′de Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’ndeki öğrenimini yarım bıraktı. Bir süre sigortacılıkla uğraştı. Zaman ve Tanin gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı. 1950′de İstanbul’da Sanat Basımevi’ni kurarak yayıncılığa başladı, kendi şiir kitaplarını bastı. 1955′te Yuvarlak Masa Yayınları’nı kurdu. İlk şiirleri “Servet-i Fünun Uyanış” dergisinde yayınlandı. çeşitli dergilerle, Vatan gazetesinin sanat sayfalarında çıkan şiirleriyle tanındı. Özgün ve etkileyici bir dil kullandığı şiirlerinde “ikinci kişi” sorununu ele aldı. İkinci kişiye bağlılığını çeşitli yönlerden inceledi, kendi davranışlarını soyutlama yoluyla bir düşünce düzeyine yükselterek çözümlemeye çalıştı. Özellikle son dönem şiirlerinde dize sayısını azaltarak duygu ve zeka pırıltılarının kaynaştığı kısa şiirler yazdı. Şiirlerinin bir bölümünde toplumla, yaşadığı çağla ve kendisiyle hesaplaşmasının buruk öfkesi gözlemlenir. Bu yaklaşımla yeni taşlama biçimleri üreterek hiciv şiirinin öğelerini ustaca kullandı. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel düzlemlerdeki çelişkilerini “sen-ben” ikileminde yansıttı. Şiirlerinde çok sık kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son şiirlerinde yerlerini kaçış, umutsuzluk ve tedirginliğe bıraktı.

ÖZDEMİR ASAF’IN ESERLERİ

ŞİİR
Dünya Kaçtı Gözüme (1955)
Sen Sen Sen (1956)
Bir Kapı Önünde (1957) Yumuşaklıklar Değil (1962)
To Go To (1964, Yıldız Moran’ın İngilizce’ye çevirdiği şiirler)
Nasılsın (1970)
Çiçekleri Yemeyin (1975)
Yalnızlık Paylaşılmaz (1978)
Benden Sonra Mutluluk (1984, ölümünden sonra)

DENEME-ÖYKÜ
Yuvarlağın Köşeleri 1 (Etika) (1961)
Yuvarlağın Köşeleri 2 (Etika) (1986)
Dün Yağmur Yağacak (Öykü) (1987)
Özdemir Asafça (Deneme) (1988)

 

 

Genel | 0 Comments

   



Öykü Yazarı Ömer Seyfettin’in Hayatı ve Eserleri

ÖMER SEYFETTİN’İN HAYATI / ÖZGEÇMİŞİ

28 Şubat 1884′te Gönen’de doğdu. 6 Mart 1920′de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Çağdaş Türk öykücülüğünün ile “Milli Edebiyat Akımı”nın kurucularından. Kafkas göçmenlerinden Yüzbaşı Ömer Şevki Bey’in oğlu. Öğrenimine Gönen’de başladı. Babasının görevi nedeniyle sürekli yer değiştirmemeleri için annesiyle bilikte İstanbul’a gönderildi. 1892′de Aksaray’daki Mekteb-i Osmaniye’ye yazdırıldı. 1896′da Eyüp’teki Baytar Rüşdiyesi’ni bitirdi. Edirne Askeri İdadisi’nden sonra 1903′te İstanbul’da Mekteb-i Harbiye’den mezun oldu. Mülazim (teğmen) rütbesiyle orduya katıldı. İzmir Zabitan ve Efrat Mektebi’nde bir süre öğretmenlik yaptı. 1908′de merkezi Selanik’te olan 3′üncü Ordu’da görevlendirildi. 1911′da ordudan ayrıldı. Ama Balkan Savaşı çıkınca tekrar askere alındı. Sırp ve Yunan cephelerinde savaştı. Yanya Kalesi’nin savunması sırasında Yunanlılara esir düştü. Bir yıl süren tutsaklıktan sonra İstanbul’a döndü. Kısa bir süre “Türk Sözü” dergisinin başyazarlığını yaptı. 1914′te Kabataş Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. Ölümüne dek bu görevi sürdürdü. Yazmaya Edirne’deki öğrenciliği sırasında başladı. İlk şiiri “Hiss-i Müncemid” “Ömer” imzasıyla 1900′de “Mecmua-i Edebiye”de yayınlandı. İlk öyküsü “İhtiyarın Tenezzühü” 1902′de Sabah gazetesinde yer aldı. İzmir ve Makedonya’da görevliyken yazdığı şiir, öykü ve makaleler çeşitli dergilerde çıktı. Askerliğe ara verdiği dönemde ise yazıları “Rumeli” gazetesi ve çeşitli dergilerde yayınlandı.

Selanik’te yayınlanan “Genç Kalemler” dergisindeki yazılarıyla ünlendi. Derginin ikinci dizisinin ilk sayısında Nisan 1911′de yayınlanan “Yeni Lisan” başlıklı yazısı “Milli Edebiyat” akımının başlangıç bildirgesidir. Yazılarında, yalın, halkın konuştuğu ve anladığı bir dil kullanmak gerektiğini savundu. Türkçe’nin kendi kurallarına uygun yazılmasını, Arapça ve Farsça sözcüklerden arındırılmasını istedi. Milli Edebiyat akımının öncülüğünü Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem’le birlikte sürdürdü. 1′inci Dünya Savaşı yıllarında “Yeni Mecmua”da yayınlanan öyküleriyle ününü iyice yaygınlaştırdı. Öykülerini kişisel deneyimlerine, tarihsel olaylara ve halk geleneklerine dayandırdı. Günlük konuşma dilini kullanması, öykülerine canlı ve etkileyici bir özellik verdi. Çok değişik konular işledi. Bunları anlatırken yergiye, polemiğe, komik durumlara ve toplumsal yorumlara da yer verdi.

Ölümünden sonra 1926′da öykülerini önce Ali Canip Yöntem derledi. Ardından Ahmet Halit Kitabevi 1936′da bir derleme yaptı. 1950′den sonra Şerif Hulusi, öykülerini yeniden gözden geçirip 10 cilt halinde yayınladı. Rafet Zaimler Yayınevi 1962′de 30 öykü daha ekleyerek 11 ciltlik bir külliyat halinde yayınladı. Son olarak Bilgi Yayınevi, “Bütün Eserleri” adıyla tüm öykülerini 16 kitapta topladı. Kahramanlar, Bomba, Yüksek Ökçeler, Yüzakı, Yalnız Efe, Falaka, Aşk Dalgası, Beyaz Lale, Gizli Mabet bu dizideki öykü kitaplarından bir bölümü.

İnceleme kitaplarında “Tarhan”, “Ayın Sin” rumuzlarını kullandı.

ÖMER SEYFETTİN’İN ESERLERİ

ŞİİR
Ömer Seyfettin’in Şiirleri (1972, Fevziye Abdullah Tansel derlemesi)

ROMAN
Ashâb-ı Kehfimiz (1918)
Efruz Bey (1919)
Yalnız Efe (1919, 1988)

ÖYKÜ
Harem (1918)
Yüksek Ökçeler (1922, 1988)
Gizli Mabed (1923, 1988)
Beyaz Lale (1938)
Asilzâdeler (1938)
İlk Düşen Ak (1938, 1980)
Mahçupluk İmtihanı (1938, 1982 bir oyun da içerir)
Dalga (1943, 1952)
Nokta (1956)
Tarih Ezelî Bir Tekerrürdür (1958)

İNCELEME
Milli Tecrübelerden Çıkarılmış Ameli Siyaset (1912)
Yarınki Turan Devleti (1914)
Türklük Mefkuresi (1914)
Türklük Ülküsü (ilk 3 kitap birarada ölümünden sonra, 1975)

 

Genel | 0 Comments

   



İranlı Filozof Bilim Adamı ve Şair Ömer Hayyam’ın Hayatı ve Eserleri

ÖMER HAYYAM’IN HAYATI / ÖZGEÇMİŞİ

(1048-1131) İranlı astronom, bilim adamı, şair, bilgin ve filozoftur. Asıl adı Giyaseddin Ebu’l Feth Bin İbrahim El Hayyam’ dır. Ömer Hayyam, İran ve doğu edebiyatında rubai türünün kurucusudur. Batı ülkelerinde adına birçok dernek kurulmuş, rubaileri bütün batı dillerine çevrilmiştir. Matematik, fizik, astronomi ve tıp alanlarında birçok icadı ve önemli eseri bulunmaktadır. İbn-i Sina’dan sonra Doğu’nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul edilmiştir.

18 Mayıs 1048′de İran’ın Nişabur kentinde doğdu. Ömer Hayyam, bir çadırcının oğluydu. Bu yüzden acem dilinde çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden aldı. Ömer Hayyam, yaşadığı dönemde daha çok bilgin olarak ün kazandı.

Matematik ,fizik, astronomi ve tıp gibi rasyonel ilimler dışında müzik ve şiirle de yakından ilgilendi. İran’ın, Selçuklular yönetiminde olduğu dönemde yaşayan Hayyam, Horasan ülkesindeki büyük şehirleri, Belh, Buhara ve Merv gibi bilim merkezlerini gezdi, Bağdat’a da gitti. Zamanının hükümdarlarından, özellikle Selçuklu Sultanı Melikşah ve Karahanlı Şemsülmülk’ten büyük yakınlık gördü. Saraylarına ve meclislerine sık sık konuk oldu. Residüddin’in “Cami-üt-Tevarih” adlı eserinde anlattığına göre Nizamülmülk ve Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ile okul arkadaşları ve yakın dosttular. Nizamülmülk, bilgisine çok güvendiği için devlet yönetimi konusunda kendisine yardımcı olması için Hayyam’dan yardım istedi, ancak o, saray entrikalarından hayatının sonuna kadar uzak kalmayı yeğlediği için bu teklifi geri çevirdi.

Gerek kendi yaşadığı dönemde, gerekse sonraki çağlarda yazılan tüm kaynaklarda, Ömer Hayyam’ın çağının bütün bilgilerini edindiği, o alanlarda derin tartışmalara girdiği, fıkıh, ilahiyat, edebiyat, tarih, fizik ve astronomi okuttuğu yazılıdır.

Hayyam, fizik, metafizik, matematik, astronomi ve şiir alanlarında değişik eserler yazdı. Yazdığı bilimsel içerikli kitaplar arasında İbni Sina’nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi, Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanında Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer aldı. En büyük eseri Cebir Risalesi’ydi. Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yaptı. Bunun yanısıra, binom açılımını ve bu açılımdaki katsayıları da bulan ilk kişiydi.

Ömer Hayyam’ın edebiyat tarihindeki yerini belirleyen, sonraki yüzyıllarda da İslam dünyasının en büyük şairlerinden biri olarak anılmasına neden olan, yazdığı rubailerdi. Ömer Hayyam, İran ve doğu edebiyatında rubai türünün kurucusuydu. O günlerden bugüne dilden dile dolaşarak gelen sayısının ikiyüz kadar olduğu tahmin edilen rubaileri, sonraki çağlara da damgasını vuran eserler oldu.

Hayyam, rubailerini yazarken oldukça kolay anlaşılan, akıcı ve açık bir dil kullandı. Şiirlerinde gerçekçiydi. Yaşadıklarını ve gözlemlediklerini olduğu gibi dile getirdi. Ona göre, en şaşmaz ölçü akıl ve sağduyuydu. İnsanoğlu, gerçeğe ancak akıl yolu ile ulaşabilirdi.

Şiirlerinde zamanının haksızlıklarını ve saçmalıklarını ince ve alaycı bir dille yerdi. Dörtlüklerinin konusunu aşk, şarap, dünya, insan hayatı ve yaşama sevinci gibi temalardan seçti. İnsan hayatının ana dokularına felsefi bir gözle baktı.

“Horasan’ın yıldızı; İran’ın ve Irak’ın dahisi, feylesofların prensi Ömer” şeklinde anıldı.

4 Aralık 1131′de doğduğu yer olan Nişabur’da hayatı sona erdi.

Hayyam, yaptığı çalışmaların çoğunu kaleme almamıştır, ancak kendisi birçok teori ve icadın isimsiz kahramanıdır. 21 Mart1079 yılında tamamladığı, “Celali Takvimi” olarak bilinen takvim için büyük çaba sarf etmiştir. Güneş yılına göre düzenlenen bu takvim 5000 yılda bir gün hata verirken, bugün kullandığımız “Gregoryen takvimi” 3330 yılda bir gün hata vermektedir.

ÖMER HAYYAM’IN ESERLERİ

Hayyam’ın eserlerinden 18 tanesinin adı bilinmektedir, çeşitli bilim dallarında birçok eser yazmıştır.

1.Ziyc-i Melikşahi. (Astronomi ve takvime dair, Melikşah’a ithaf edilmiştir)
2.Kitabün fi’l Burhan ül Sıhhat-ı Turuk ül Hind. (Geometriye dair)
3.Risaletün fi Berahin İl Cebr ve Mukabele. (Cebir ve denklemlere dair)
4.Müşkilat’ül Hisab. (Aritmetiğe dair)
5.İlm-i Külliyat (Genel prensiplere dair)
6.Nevruzname (Takvim ve yılbaşı tespitine dair)
7.Risaletün fil İhtiyal li Marifet. (Altın ve gümüşten yapılmış bir cisimde altın ve gümüş miktarının bilinmesine dair. Almanya Gotha kütüphanesinde bir nüshası mevcuttur.)
8.Risaletün fi Şerhi ma Eşkele min Musaderat(Öklid’in bir probleminin çözülmesi metoduna dair, Hollanda Leiden kütüphanesinde bir nüshası vardır. F. Woepcke fransızcaya çevirmiştir.)
9.Risaletün fi Vücud (Felsefede ontoloji bahsine dair. Britanya kütüphanesinde bir nüshası mevcuttur.)
10.Muhtasarun fi’t Tabiiyat (Fizik İlmine dair)
11.Risaletün fi’l Kevn vet Teklif (Felsefeye dair)
12.Levazim’ül Emkine (Meskûn yerlerin iklimi ve hava değişikliklerine dair)
13.Fil Cevab Selaseti Mesâil ve fi Keşfil Hicab (Üç meseleye cevap ve alemde zıtlığın zorunlu olduğuna dair)
14.Mizan’ül Hikem (Pırlantalı eşyaların taşlarını çıkarmadan kıymetini bulmanın yöntemine dair)
15.Abdurrahman’el Neseviye Cevab (Hak Teâlâ’nın alemleri yaratmasının ve insanları ibadetle yükümlü kılmasının hikmetine dair)
16.Nizamülmülk (Arkadaşı olan vezirin biyografisi)
17.Eş’arı bil Arabiyye (Arabça rûbaileri)
18.Fil Mutayat (İlim prensipleri)

Rubai Örnekleri

Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
Yüce Allah’dan umut kesmiş değilim;
Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.

Allah’ım bir geçim kapısı açıver bana;
Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
Haberim olmasın gelen dertten başıma.

Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.

Derde gama yatkın yüreğime acı;
Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
Kızıl kadehi tutan elime acı.

Akıl bu kadehi övdükçe över;
Alnından sevgiyle öptükçe öper;
Zaman Usta’ysa bu canım nesneyi
Hem yapar hem kırıp bin parça eder.

Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.

Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.

Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.

Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;
Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim;
Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.

Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?

Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
Kendini satmıyan adama ekmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!

Bilgenin yüreğinde her dilek,
Anka kuşu gibi gizli gerek.
Damla nasıl inci olur denizde:
Sedefler içinde gizlenerek.

Ovada her kızıl lalenin teni
Bir padişahın kanıyla beslendi.
Yerden biten şu mor menekşe yok mu?
Bir güzelin yanağındaki bendi.

Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler.

Gül verme istersen, diken yeter bize.
Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
Hırka, tekke, post most olasa da olur,
Kilise çanları bile yeter bize.

Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

İnsan bastığı toprağı hor görmemeli:
Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.
duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
Ya bir Şah kafasıdır, ya bir vezir eli!

Hak er geç cimrilerin hakkından gelir;
Cehennem ateşleri onlar içindir.
Ne der, dili inciler saçan Muhammet:
Cömert gavur cimri müslümandan yeğdir.

Varlığın sırları saklı, benden;
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
Bizimki perde arkasında dedi-kodu:
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.

Bir geldi mi derin ölüm uykusu,
Biter bu dünyanın dedi-kodusu.
Ölenden bir haber bekler insanlar:
Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu!

Yel eser, umutlar savrulur gider;
Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;
Altın gümüş nen varsa harcamaya bak!
Ölür gidersin, düşmanın gelir yer.

Dünya üç beş bilgisizin elinde;
Onlarca her bilgi kendilerinde.
Üzülme; eşek eşeği beğenir:
Hayır var sana “kötü” demelerinde.

Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, hiç bir şey bildiğim yok.

Cennette huriler varmış, kara gözlü;
İçkinin de ordaymış en güzeli.
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz:
Bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili.

Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Bana da sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum:
Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?

Varlık yokluk derdini aklından sil;
Bırak öteleri de kendini bil.
Doldur şarabı, geniş bir nefes al:
Kaç nefes alacağın belli değil.

Bir elde kadeh, bir elde Kuran;
Bir helaldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz, ne tam müslüman!

Ben kadehten çekmem artık elimi;
Tutmam senin kitabını, minberini.
Sen kuru bir sofrasın, ben yaş bir sapık:
Cehennemde sen mi iyi yanarsın, ben mi?

Leyla isteyen kişi Mecnun olmalı;
Kendinden de, dünyasından da geçmeli.
Sevenlerin sofrasına çağrılınca
Ben körüm, ben dilsizim demeli.

Öldürmek de, yaşatmak da senin işin;
Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin.
Ben kötüyüm diyelim, kimde kabahat?
Beni böyle yaratan sen değil misin?

Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:

Er geç baş başa verecek değil miyiz?

Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!

Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
Senden ayığız bu sarhoş halimizde.

Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde?

Bu dünyadan başka bir dünya yok, arama;

Senden benden başka düşünen yok, arama!
Vaz geç ötelerden, yorma kendini:
O var sandığın şey yok mu, o yok arama!

Şu serviyle süsen neden dillere destan?
Neden hep onlara benzetilir hür insan?
Birinin on dili var, boşboğazlık etmez,
Ötekinin yüz eli var el açmaz, ondan!

Benim halimden haber sorarsan,
Bir çift sözüm var sana, yürekten:
Sevginle gireceğim toprağa,
Sevginle çıkacağım topraktan.

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır, bu sel yatağına?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?

Dün geldi: Nedir aradığın? dedi bana:
Bensem, ne bakarsın o yana bu yana?
Kendine gel de düşün, içine iyi bak:

Ben senim, sen ben; aranıp durma boşuna!

Sabah doldu göklere mavi mavi;
Doldur, ışık döker gibi, kaseyi!
Acı olmasına acıdır şarap:
Ama gerçek acıdır demezler mi?

Adam olduysan hesap ver kendine:
Getirdiğin ne? Götüreceğin ne?
Şarap içersem ölürüm diyorsun:
İçsen de öleceksin, içmesen de!

Camiye gittim, ama Allah bilir niye:
Ne namaz kılmaya, ne dua etmeye.
Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:
O eskidi gittim yenisini yürütmeye.

Kimi dinde imanda buldu yolu
Kimi akıl, bilim yolunu tuttu.
Derken ses geldi karanlıklardan:
Gafiller! Doğru yol ne odur, ne bu!

Her gece aklım dalar gider engine.
Ağlarım, inciler dolar eteğime.
Sevdalıyım, şarap dayanmıyor bana:
Kafam baş aşağı çevrik bir tas mı ne!

Dünya ne verdi sana? Hep dert, hep dert!
Güzel canın da bir gün elbet.
Toprağında yeşillikler bitmeden
Uzan yeşilliğe, gününü gün et.

Şarap sen benim günüm güneşimsin!
Öyle bir dolsun ki seninle içim.
Bir bildik görünce beni sokakta:
Ne o şarap nereye böyle? desin.

Ben ne camiye yararım, ne hayvana!
Bir başka hamur benimki, başka maya.
Yoksul gavur, çirkin orospu gibiyim:
Ne din umrumda, ne cennet, ne dünya!

Bir kuş gördüm yüce Tus kalesinde,
Keykavus’un kafa tası pençesinde.
Sorup duruyor kafaya: Hani? Nerde?
Adamların, davun dümbeleğin nerde?

Şu testi de benim gibi biriydi;
O da bir güzele vurgun, dertliydi.
Kim bilir, belki boynundaki kulp da
Bir sevgilinin bem beyaz eliydi.

İnciyi isteyen dalgıç olacak;
Varı yoğu dosta verip dalacak.
Canı avucunda, nefesi göğsünde:
Ayağı baş olacak, başı ayak!

Girme şu alçakların hizmetine:
Konma sinek gibi pislik üstüne.
İki günde bir somun ye, ne olur!
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.

Bir taş bulamazsın ki Doğu ovalarında
Küfretmesin bana da, benim zamanıma da
Yüz adım yürü bak, bir dertli insan görürsün:
Bunalmış, otura kalmış yolun kenarında.

Güneş attı göğe sabah kemendini:
Aydınlık padişahı atına bindi.
İçin! için! diye bağırdı dört yana
Canım sabah şarabının müezzini.

Bu kadeh bir bedendir, cana gebe!
Bir yasemindir, erguvana gebe!
Hayır; yanlış; ne odur şarap ne bu:
Bir sudur, bir su ki yangına gebe!

Gökte bir öküz varmış, adı Pervin;
Bir öküz de altındaymış yerin.
Sen asıl iki öküz arasında
Tepişmesine bak şu eşeklerin!

Ne bilginler geldi, neler buldular!
Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar.
Hangisi yarıp geçti bu karanlığı?
Birer masal söyleyip uyuya kaldılar.

Bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!
Bir ışık daha var, ışıklardan başka.
Hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye:
Bir şey daha var bütün yapıtlardan başka.

Bir damla şarap ver Çin senin olsun;
Bir yudumu bütün dinlerden üstün.
Söyle, ne var dünyada şaraptan hoş?
O acıya tatlılar feda olsun.

Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz:
Kuklacı Felek usta, kuklalar da biz.
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.

Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!

 

Genel | 0 Comments

   



Yazar ve Şair Ömer Faruk Toprak’ın Hayatı ve Eserleri

ÖMER FARUK TOPRAK’IN HAYATI / ÖZGEÇMİŞİ

(1920, İstanbul- 20 Ağustos 1979, İstanbul. Toplumcu-gerçekçi şair, romancı ve öykü yazarı. 1920′de İstanbul’da doğdu. 20 Ağustos 1979′da yine İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1941′de liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 3 yıl öğrenim gördü,sonra okulu bıraktı. 1945-1947 arasında Milli Eğitim Bakanlığı Neşriyat Müdürlüğü’nde çalıştı. 1948′de Petrol Ofisi’ne memur olarak geçti, 1972′de bu kurumdan emekli oldu. İlk şiiri 1938′de “Servet-i Fünun Uyanış” dergisinde yayınlandı. Yeni Edebiyat, Yeni Ufuklar, Varlık, Ant, Fikir ve Sanat, Yığın, Yön gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle tanındı. Başlangıçta ölçülü, uyaklı, duygusal nitelikli şiirler yazdı. Ardından toplumsal gerçekçi şiire yöneldi. Toplumcu sanatçıların bir araya geldiği “Yürüyüş” dergisinin son sayılarını çıkardı. Ölümünden sonra eşi Füruzan Toprak tarafından 1980 yılında başlatılan Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülleri geleneksel bir ödül olarak tanındı. Roman, öykü, anı türünde de eserleri var. Tüm şiirlerini Adam Yayınevi yayınladı.

ÖMER FARUK TOPRAK’IN ESERLERİ

ŞİİR
İnsanlar (1943)
Hürriyet (1945, Suat Taşer ile birlikte)
Dağda Ateş Yakanlar (1955)
Susan Anadolu (1966)
Ay Işığı (1973)
Tüm Şiirleri (1983, toplu şiirler)

ROMAN
Tuz ve Ekmek (1973)
Karşı Pencere (1975)

ÖYKÜ
Gönen Öyküleri (1979)

ANI
Duman ve Alev (1968)

Şiirlerinden Örnekler

HALİÇ

Orada kavun kabukları gibi
kurumuş ve çatlamıştır kayıklar
atılmış karpuz dilimleri
tenteneli sandallara çarpar

Kıyıda
katran ve zift kokusu içinde
Kasımpaşa’nın uzun yüzlü delikanlıları
bütün gün
kızaklardaki gemileri boyamaktadır

Bahardan sonra
odun ve kömür yüklü çatanalar
Bulgar limanlarından
memnun ve kedersiz girerler
bir gece yarısı Haliç’ten içeri.
O zaman Pavli’nin meyhanesinde
dile gelir
kaç gündür saklanan arzular
bir yumrukta söylenir
beş kırk dokuzluk
iki doksan altılık rakı

Gece yarısından sonra Haliç’te deniz kımıldamaz
fenerlerini akşamdan yakmış gemiler
ölü bir gecenin ortasında
sessiz durur
Anlatılanlar bitmiş
söylenecek bir şey kalmamıştır
Güverteye uzanan tayfalar
aşina denize
ve yıldızlara karşıdır.
Tenteneli kayıklar
çekilmiş kumsala
sönmüş ateşlerin kızıllığında
ıslak ve aşınmış halatları farkedilir.
Kara Ahmed’de güneş doğarken
müteselli olmuş insanlar
denize karşı yüzlerini yıkar
ve ötede
Marmara’ya dökülen balıkların
hikayesini anlatır Çengel Halil

Gün yükselirken başlamıştır
dünyanın en tatlı meyvesi çalışmak
çuval çuval Rumeli kömürü
tozdan kararmış insanların sırtlarında
sahile taşınır.

Günlerden sonra
bir sabah karanlıkta
hiç tanıdık kimseleri yokmuş gibi sessiz
ve mendil sallanmadan
çıkarlar Haliç’ten
lakin kalplerde hudutsuz bir sevincin
titrek fakat hüzün vermeyen
kanat sesleri içinde
dert görmemiş adamlar gibi
bir türkü söylerler
direklerden denize

AĞIR

ilkin onun çocuk gözlerine baktım
yıldızlı bir gök dağlara doğru iniyor
tembel tembel soluyan deniz sakin
karanlıkta beraber yürüdük akşam vakti

titrek bir mum ışığı kadar mahzun

yarısı kapalı bir pencereden geliyor bir türkü
kenara çekilip biraz durduk
eskiden o türküden daha mahzunduk
nasıl çatlarsa dal uçları arzuyla
öyle istekle geçiyor bulutlar
kurumuş ağaç kabukları yaşadım diyor
birden başlıyor ıslak sabahlarıyla günlerimiz
dudaklarımız söğüt yaprakları kadar memnun

geceleyin bir çoban ateşinde dünyamız
yanmaya başlıyor kurumuş otlarıyla
ağlamayı unutuyoruz nar çiçekleriyle beraber
soluk soluğa geçen günlerden haber yok
haber yok denizin kıyısında ay ışığından
baudelaire’le birlikte sakin ol diyoruz kedere
bir düşse gözyaşlarımız sabrın kara taşına
tekrar gün ışığına uzanır yapraklarımız

nasıl yaşarsa bir nilüfer çiçeği sessiz
tenha dağ yamacında öyle duruyor kulübemiz
gözlerimizden atmışız düşmanca yaşları
dimdik ayakta duruyoruz biraz mahzun
insansız kıyıların uzağından geçiyor
karanlıktan bir parça koparan rüzgar
bir kuş kanat çırpsa camlara vuracak
bilirim çiçeğe duracak yamaçta ağaçlar

bir cigara yakıp dalacağım biraz
aynen senin dudaklarını söyler kalbim
hep böyle uzaktan bakmayacağız mutluluğa
dans edeceğiz asfaltında şehirlerimin

ANI

Kimse yok mu diye çağırır bozkırların ortasından
Durur karşımda tutuklular penceresi
Yüreğimi ısırıyor bir acı hani son nefes öncesi
İçime bakar çatlak dudaklar susuzluk tasından

Dede Sultan’ın ağzında kırmızı gül
Bir dizesi Sinop’tan gelmiş bir duvar
Bir dizesi Sivas’ta dama tırmanmış salkımlar
Ağaçtan ağaca sıçrıyor öldü sandığım bülbül

Çekip oturtuyorum otuz yıl öncesini karşıma
Nektar’ın buğulu camındayız ikimiz de
Sait Faik siroz olduğunu bilmiyor daha

Biralar unutulmuş bir öyküye girmişiz
Son çiçeğini bize uzatıyor Mihriban kız
Bir de bakmışız bardaklar boşalmış içmişiz

BEN AFFETMEM

Her akşam böyle mahzun değilim
Atina’nın kenar mahalle halkı gibi
Kilometrelerce yol yürüyebilir
Barış için tekrar bin mısra yazabilirim
Unutmuyorum isimlerini anılarını
Norveç’teki Danimarka’daki vatanseverlerin
Nasıl affedeyim darağacı kuranları
Özgürlüğü duvar diplerinde kurşuna dizenleri
Yaşamak varken elim elinde göz göze
İşte sarı başakları veren bereketli tarla
Karpuz yüklü mavi boyalı çatanalar
Kolay değil aşkı ve yaşamayı terketmek

Her akşam böyle mahzun değilim
Bir defa ayağa kalkıp konuşmaya başlarsam
Kolay kolay susmaz bu yürek
Kollarını aç göğsünü aç ben geliyorum
Yaşamasını isterim her çocuğumuzun
Ağrıya gözyaşına pişmanlığa rağmen

Barış geliyorsun biliyorum gümüş kanatlarınla
Ekmeği tuza banan memleketimin üstünden
Biraz daha yaklaş yüzünü seçemiyorum
Sana tekrar anlatmalıyım gelecek günleri
Yaşamak ve özgürlük inkar edilmeyecek
Görmeyeceksin artık korkulu rüyalar
Bir akşam üstü karşı karşıya oturup
Her sayfasında kan ve gözyaşı olan
İkinci dünya savaşının kitaplarını okuyacağız

Her akşam böyle mahzun değilim
Yaşamış bir türkü gibi dudaklarda
Özgürlüğe dair söylenen mısralar
Her birinin çehresini hatırlıyorum
Cepheden dönen başı sargılı asker
Boşuna sual edecek kız kardeşlerini
Bütün aşinaları alıp götürmüşler
Bomboş Atina’nın elektriksiz caddeleri
Bedbin değilim bütün bunlara rağmen
Ben Türkiyeli demokrat şair

Ben ağaç biçen yük taşıyan kazma sallayanların
yaşamak hakkı ve emekleri adına konuşuyorum
Ben geleceğe inanmış vatanseverlerin kardeşi


GÖZYAŞINDAN BİR SONNET

Biraz temmuz sıcağından al saat sekiz kırk beş
Bu siyah zeytin az tuzlu ondan da tat
Rıhtıma vuran şu mavi denizi gözlerinde yaşat
Görmüyorsun kır çiçekleri atıyor sana güneş

Ekmekler daha fırında az sonra ellerin yanacak
Gökyüzünden biraz temmuz kırmızısı al vaktin çok az
Hain faşistler gülümsedi beş dakika sürmez bu son yaz
Bulutlar gözlerine doldu işte kapandı kapanacak

Güpegündüz zifiri karanlık gidiyor tren
Sırtüstü seyrettiğin pencereler saat dokuz buçuk
Seni düşündükçe içime yağmur yağıyor incecikten

Artık bitti dilsiz bir acı akıyor iki yanımdan
Kapıyı açtı bana saçları ıslak senin altın çocuk
Getirdi gözlerime görmediğim fotoğraflarından

Dağların ak sabahında elimi silaha attım
Soğuk zifiri karanlıkta kıvılcımlar saçarak
Hızla tırmanacağım patikayı sönen ateşleri yakarak
Çoban yıldızını gördüm usulca pusuya yattım

Hey yirminci yüzyıl ilk yıldırımlar seninle çaktı
Devrimler bayraklar alev saçan kitaplar getirdin bize

Küçücük mutlulukları birleştirdin bıraktın gözlerimize
Bir sabah dersin ki kırmızı güneş camlardan baktı

Geleceksin biliyorum sıcak müthiş bir rüzgarla
Atacaksın kalabalıklara gelincikleri papatyaları
Kahkahalarla güleceksin fidel’inki gibi bir sakalla

Sordun bana işte yanıt yenilgiyi yaşamından silersen
Ölüm bir akşam soğuk ay ışığıyla gelse de aldırma
Serçe titremesi değil bahar şarkıları gelmeli yürekten

 

 

 

Genel | 0 Comments

   



Şair Ömer Bedrettin Uşaklı’nın Hayatı ve Eserleri

ÖMER BEDRETTİN UŞAKLI’NIN HAYATI / ÖZGEÇMİŞİ

1904′te Uşak’ta doğdu. 24 Şubat 1946′da İstanbul’da yaşamını yitirdi. Sivas Kadısı Ömer Efendi’nin oğlu. 1924′te İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdi. 1927′de Mülkiye Mektebi’nden (Siyasal Bilgiler Fakültesi) mezun oldu. Mudanya Kaymakam Vekilliği’ne atandı. 1928′den sonra kaymakam oldu. Manavgat, Ünye, Şavşat ve Edremit ilçelerinde görev yaptı. 1938-1943 arasında mülkiye müfettişliğine atandı. 1943′te Kütahya’dan milletvekili seçildi.

1925′te “Milli Mecmua”da çıkan şiirlerle adını duyurdu. Daha sonra şiirleri Hayat ve Varlık dergilerinde yayınlandı. Anadolu’da görev yaptığı sırada gezip gördüğü yerlerdeki izlenimleri şiirlerinin temel konusu oldu.

Biçim açısından Hecenin Beş Şairi’ne yakın durur. Ama öz yönünden onlardan ayrılır. Daha çok Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon çizgisindeki yurt şiiri anlayışının etkisindedir.

Şiirlerinde izlenimci bir gözle algıladığı doğayı, ülke gerçekleri ve bireysel duyarlılığını özgün bir yaklaşımla yansıtır. Annesi ile çocuğunun ölümü, ayrılık acısı, gurbet tedirginlikleri, görev yaptığı, gezip gördüğü yerlerdeki toplumsal sorunlar duyarlılığını besleyen başlıca öğeler oldu. Son dönemde çağdaş Fransız şiirinden de yararlandı.

Öz ve sade bir söyleyişi vardı. Şiirlerinin önemli bir bölümü Türk Müziği bestekarları tarafından bestelenmiştir. Özellikle Kaptanzade Ali Rıza Bey ve Cevdet Çağla’nın yaptığı besteler halk tarafından çok sevilmiş ve beğenilmiştir. Bu gün bile bu şarkılar dillerdedir ve yeni kuşaklar tarafından benimsenmektedir. Yıldızların Altında, Eğilmez Başın Gibi, Kapıldım Gidiyorum adlı besteler buna örnek verilebilir.

Şiirleri üzerinde yeterince önemle durulmamış, bugünün kuşaklarının tanıyıp değerlendirmesi gereken bir şair olduğu söylenir.

ÖMER BEDRETTİN UŞAKLI’NIN ESERLERİ

Şiir kitapları
Deniz Sarhoşları, 1926 (değiştirilmiş 2. Basım, 1929).
Yayla Dumanı, 1934.
Sarı Kız Mermerleri, 1940; Yayla Dumanı-Seçme Şiirler.
Deniz Hasreti.

Şiirlerinden Örnekler

BURSA’DA AKŞAM

Bu gün de sonbahardan süzülüp doğdu akşam
Dağların yere indi koyu serin gölgesi.
Uludağ etekleri al ipekten bu akşam
Düştü yeşil ovaya kubbelerin gölgesi.

Ufuklarda bu akşam ne sis var, ne bulut var
Selvilerin içinde bir alev Emir Sultan.
İçten dualar gibi geçiyor sanki rüzgar
Bir ilahi adaya benzeyen Yıldırım’dan.

Orada ince yollar gölgeleniyor işte
Karşıdan renk içinde solgun ay görünüyor.
Güneşin son nurundan bir damlacık içmiş de
Şu karşıki kulübe bir saray görünüyor.

Gözlerine vurunca kubbelerin gölgesi
Öz cenneti gönlümle seyr ettim ben bu akşam.
Göklerde ne bir nefes, ne de bir kanat sesi
Uludağ etekleri al ipekten bu akşam…

SEVGİLİME

Yolunda gençliğim sönse de, yine
İçimde kız senin aşkın var yeter.
Baygınlık çöksün de kirpiklerine
O kumral saçlarla beni sar yeter.

Varlığın uçarken en şakrak çağa
Dolaştım bakıştan, nurdan bir ağa;
Beni öldürmeye ve yaşatmaya
O baygın gölgeli bakışlar yeter..

Karşısında hasretle gelsem dize de
Anlatsam şu gönül ne felekzede.
Bahar yollarında ikimize de
Menekşe türbeli bir mezar yeter…

UFUK HASRETİ

Sarp dağlardan örülmüş dört duvar içindeyim
Nerdesiniz güneşler, nerdesiniz ovalar?
Dağılmaz simsiyah bulutlar içindeyim
Nerdesiniz güneşler, nerdesiniz ovalar!

Yine duman kapladı zindanımda her yeri
Çoruh’a savuruyor yaprakları sonbahar.
Nerdesiniz ey sabah ve akşam güneşleri
Nerdesiniz atımı koşturduğum ovalar?

Duvarlara çarparak çırpınan bir kuş gibi
Gözlerim uzak geniş bir ufku arıyor.
Çoruh, dağlar içinde akamaz olmuş gibi
Süzülerek geçtiği ovaları anıyor.

Ufuk… Ufuk… Upuzun deniz olsun, göl olsun!
Gözlerimi dikince kanarak indireyim
Doğan, batan güneşleri içime sindireyim
Ufuk… Ufuk.. İsterse alevden bir çöl olsun…

Bir gün ufuk derdine gönlümü verip bir an
Ufuk… diye dağları gözümle deleceğim…
Bir gün ufuk! Diyerek bu çıplak kayalardan
Bir siyah kartal gibi göğe yükseleceğim…

DENİZ HASRETİ

Gözümde bir damla su deniz olup taşıyor

Çöllere kalmış gibi yanıyor, yanıyorum.
Bütün gemicilerin ruhu bende yaşıyor
Başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum.

Nasıl yaşacağım ey deniz senden uzak?
Yanıp sönüyor gibi gözlerimde fenerin.
Uyuyor mu limanda her gece sallanarak
Altından çivilerle çakılmış gemilerin?

Sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgarı
Dalgaların gözümde tütüyor mavi, yeşil.
İçimi güldürmüyor sensiz ay ışıkları
Ufkunda yükselmeyen güneşler güneş değil.

Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden
Dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım?

Ey deniz, söyle bir gün sana bakacak mıyım
Elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden?

BİR HANÇER İSTİYORUM

Portakallar altında geçmiyor bu yıl güzüm
Gönlüm uzak bir köyün gelecek baharında.
Aylar var ki, ey tanrım, görünmez oldu yüzüm
Dört atlı yaylıların süslü aynalarında.

Dağlar önümde boy boy, güneş gözümde tel tel
At üstünde söylenen şiirler kadar güzel
Türküler yakılacak ölümler istiyorum.

Bayburt’un kalesinden sakatlar geçmez elbet
Çoruh’un sularından hastalar içmez elbet
Yiğitçe saplanacak bir hançer istiyorum.

SON ŞEHİR

Anneme

Duvarda canlı ışıklar bir hayal
Bu yaldızından alevler taşan resim.
Ölümle gölgeli bir düştür, ihtimal
Bakıp bakıp bana mahzunlaşan resim.
Bu ince çerçeveden başlıyor düşüm
Gözümde canlanıyor mavi bir liman.
Bu rengi, bilmiyorum, nerde görmüşüm?
Deniz parıltılı, dağlar duman duman…

Düşünce yollara köy köy, konak konak
Nasıl arardık o aydın şehirleri.
Derinleşen uçurumlardan korkarak
Nasıl geçerdik o azgın nehirleri…
Nasıl arardık o aydın şehirleri.

Önümüzde şarkın o kar yüklü damları
Ve işte buzdan ışıklarla bir şafak!
Beyaz ufuklara karşıydı camları
Benim kızaktır o billur yokuşta bak!
Ve işte buzdan ışıklarla bir şafak!

Bir ince kız gibi omuzumda mavzerim
“Çakırcalım” diye başlardı türküler…
Birer ateşti o çapraz fişeklerim
Güneş batınca yavaşlardı türküler
“Çakırcalım” diye başlardı türküler…

Uzaklaşırken at üstünde bahçeden
Düşerdi omuzuma nurdan bakışların.
Limon çiçekleri dallarda ürperen…
Alevlenirdi gururdan bakışların
Düşerdi omuzuma nurdan bakışların…

Bu son şehirde kapanmıştı gözlerin:
Sütun sütundu uzaktan şelaleler.
Deniz güzel… geceler, çeşmeler serin…
Bahar sefasına dalmıştı bahçeler
Sütun sütundu uzaktan şelaleler…

 

Genel | 0 Comments

   



Türk Dilbilimci Ömer Asım Aksoy’un Hayatı ve Eserleri

ÖMER ASIM AKSOY’UN HAYATI / ÖZGEÇMİŞİ

Ömer Asım Aksoy, 5 Nisan 1898′de Gaziantep’te doğdu. 1908′de ilkokulu, 1911′de “rüştiye”yi (ortaokulu), 1916′da “idadi”yi (liseyi) bu kentte bitirdi. 1917′de Halep “Posta ve Telgraf Başmüdürlüğü”nde “kâtip” olarak çalıştı. 1919′da Gaziantep’e döndü, bir yandan posta telgraf memurluğu, bir yandan da Ticaret İdadisinde Türkçe dersi verdi. 1920′de Tıp Fakültesine başladı; ama Anteplilerin Fransız işgaline karşı başlattıkları direnişe tepkisiz kalmadı, okulunu bırakıp Antep savunmasına katıldı. Hem ülkesi için savaştı, hem de Tıbbiyede kısa sürede öğrendikleriyle direnişçi kahramanlara yardım etti.

1921′de ailece Maraş’a göçtüler, bu göçmenlik çok sürmedi; 1922′de Antep’e döndü. 1922-25 arasında Gaziantep Lisesi’yle Amerikan Kolejinde Türkçe, Darülhilafe Medresesinde de matematik öğretmenliği yaptı. Bu sırada Maarifi İslamiye Cemiyetinde yönetim kurulu üyeliği, Halk Mektebinde yöneticilik, Muallimler Cemiyetinde başkanlık, Gazisancak ve Halk Dili gazetelerinin başyazarlık, Türkocağında il genel yazmanlığı gibi görevler üstlendi.

1925′te, kendisi gibi Gaziantepli olan Beşire Hanımla evlendi. Aynı yıl Hukuk Fakültesine kaydoldu. 1928-31 arasında Nizip Cumhuriyet Savcısı olarak çalıştı, sonra 1931′de Gaziantep’e dönüp avukatlık yapmaya başladı. 1935′e dek Antep Lisesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği, Halkevi ve Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı gibi birçok görevi aynı anda sürdürdü. Bu görevler onu, 1935′te Gaziantep Milletvekili olarak Ankara’ya, TBMM’ye taşıdı.

1941′de Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun yönetim kurulu üyesi oldu. Dille, özellikle halk ağızlarındaki sözcükler, deyimler ve atasözleriyle ilgilenmesi, ortaokul öğrencisi olduğu günlere dek uzanıyordu. 1941-1976 arasında Türk Dil Kurumu Derleme ve Tarama Kolu Başkanı olarak neredeyse yirmi dört saat çalıştı ve onun öncülüğünde ekin dünyamızın temel taşları olan Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Sözlüğü (12 cilt) ile Tarama Sözlüğü (8 cilt) ortaya çıktı. Hem öğretmen kimliğiyle hem de Türk Dil Kurumu’ndaki çalışmalarıyla onlarca gencin, Dil Devrimcisinin başöğretmeni, ustası oldu.

Milletvekilliği, 1950′de Demokrat Partinin seçimi kazanmasıyla bitti, bundan sonra tüm zamanını TDK’ye, Dil Devrimi yolundaki savaşıma ve yazmaya ayırdı. Bir kez yurtdışına çıktı, Türk Dil Devrimini ve bu yolda kazanılan başarıları anlatmak için 1971′de Macaristan’a gitti. 1963-76 arasında, kol başkanlığının yanı sıra, Türk Dil Kurumu’nun Genel Yazmanı idi. TDK’den ayrılınca evinde çalışmaya başladı. 1983′ten sonra oluşturulan resmi TDK’nin yayımladığı “İmla Kılavuzu” ile Türkçe Sözlük’ün tüm yanlışlarını birer birer ortaya çıkardı ve yayımladı. Toplumu, eğitimcileri uyardı. Hem resmi TDK’den, hem de bu yapıtları eğitim kurumlarına sokan yetkililerden yanıt bekledi. Bunun üzerine bütün basın yayın organlarına Türkçe Sözlük’teki yanlışların sergilendiği yazısıyla birlikte şu mektubu gönderdi:

“Resmi niteliği bulunan yeni baskı Türkçe Sözlük’teki yüzlerce yanlışın düzeltilmesi için dört yıldan beri ilgililerin dikkatini çekmeye çalışıyorum. Benim yanıldığım sanılıyorsa bunun bildirilmesini de diliyorum. Ne yanlışlıklar savunuluyor, ne de bir düzeltme girişimi görülüyor.

Son çareyi, basınımızın ve değerli yazarlarımızın ilgilenmesinde görerek size, bu çok önemli konuyu özetleyen bir yazı sunuyorum. İçten saygılarımla. 15. 3. 1993″

Ömer Asım Aksoy’un belgelediği yanlışlar, aradan geçen bunca zamanda tümüyle düzeltilmiş değildir. Ancak o, ölümüne dek kalemi elinden bırakmamış, Atatürk’ün kurumuna ve kalıtına yapılan haksızlığın bir gün düzeltileceğine ilişkin umudunu da hiç yitirmemiştir.

İlerlemiş yaşına karşın Dil Derneği’nin, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin üyesi oldu; 1988′de Dil Derneği’nin 1992′de de Edebiyatçılar Derneği’nin onur üyesi olarak ödüllendirildi.

Biri kız, üçü erkek dört çocuk babası olan Ömer Asım Aksoy, 30 Ekim 1993′te, 95 yaşında yaşamını yitirdi. Kimisi pek çok kez basılan 60′a yakın kitap, onlarca makale yazdı. Arkasında neredeyse her aşaması savaşımla geçen onurlu, ödünsüz bir yaşam, koskoca bir kitaplık ve tüm Atatürkçüleri gönendirecek anılar bıraktı. (Çağdaş Türk Dili dergisinin, Ocak 1994 sayısı Ömer Asım Aksoy’a ayrılmış, ustanın kendisini ve yapıtlarını tanıtan el yazısı bu sayıya konmuştur.)

Ömer Asım Aksoy’un, Derleme ve Tarama Sözlükleri gibi dev yapıtların dışında, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü (TDK baskısı üç cilttir), Özleştirme Durdurulamaz, Dil Yanlışları, Dil Yazıları, Dil Gerçeği gibi Dil Devrimini anlatan yapıtları, sonsuza dek başucu kaynağı olmayı sürdürecektir.

Ömer Asım Aksoy’un çocukları, ustanın düşüncesini, yapıtlarını geleceğe aktarmak için Dil Derneği ile birlikte 1994′te bir ödül oluşturdular, ödül 1995′ten sonra sahiplerini buldu.

Genel | 0 Comments

   



Senarist Yazar Osman Şahin’in Hayatı ve Eserleri

OSMAN ŞAHİN’İN HAYATI / ÖZGEÇMİŞİ

(doğ. Mersin, Aslanköy, 3 mart 1940). İlkokulu köyünde okudu. Ortaöğrenimini Diyarbakır’da Dicle Köy Enstitüsü’nde. yükseköğrenimini Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nde tamamladı (1961). Doğu ve Günevdoğu’da, Fırat boylarında Siverek’in Kalemli köyünde köy öğretmenliği; Malatya, İzmit, İstanbul liselerinde beden eğitimi öğretmenliği yaptı. Siyasal nedenlerle 12 Eylül’de Trabzon’a sürgün edildi. Burada iki yıl (1981-1982) çalıştı, ama isteği dışında emekli edildi. Bir yazısı nedeniyle İstanbul 3 No.lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nce bir buçuk yıl hapis cezasını Şile ve Yalova cezaevlerinde çekti. Şimdi yaşamını İstanbul’da sürdürüyor, serbest yazar olarak çalışıyor.

Osman Şahin, Kırmızı Yel’le TRT-1970 Öykü Büyük Ödülü’nü, Ağız İçinde Dil Gibi’yle 1980 Nevzat Üstün Öykü Ödülü’nü, Selam Ateşleri’yle 1992 Ömer Seyfettin Öykü Ödülü’nü kazandı. Bir öyküsü 1992 yılında Stockholm’de düzenlenen Enternasyonal Hümanizm Derneği’nin açtığı öykü yarışmasında ikinci oldu. Selam Ateşleri adlı kitabıyla da 1993 Sait Faik Hikâye Armağanı kazandı. 1999 36. Antalya Film Festivali Yaşam Boyu Altın Portakal Onur Ödülü’nü ve 1999 Truva Kültür ve Folklor Derneği Onur Ödülü’nü kazandı. Kırmızı Yel adlı kitabı Den Röde Winden adıyla İsveççeye, kimi öyküleri Polonya, Macarca, Alman ve Fransızcaya çevrilerek yayımlandı.

‘Yaşar Kemal Bir Çukurova’dır adlı röportajı ABD’de; Prof. Ali Akay ile Prof. M. Şehmuz Güzel’in Paris’te ortaklaşa hazırladıkları, “Yaşar Kemal ve Osman Şahin’in Yapıtlarında Ölüm İmgeleri ve Düşler” adlı inceleme yazısı da Fransa’da yayımlandı.

Osman Şahin’in bugüne dek 21 öyküsü filme alındı. Bunlardan bazılarının senaryolarını yazdı. Bu filmler yurtiçi ve yurtdışı film festivallerinde 25′ten fazla ödül kazandı.

OSMAN ŞAHİN’İN ESERLERİ

Öykü
Kırmızı Yel (1971, 1981),
Acenta Mirza (1974),
Ağız İçinde Dil Gibi (1980),
Acı Duman (1983),
Kolları Bağlı Doğan (1987),
Ay Bazen Mavidir (1989),
Selam Ateşleri (1993),
Yeraltında Uçan Kuş (1998),
Mahşer (1998),
Kanatları Yamalı Kuş (1999),
Bütün Öyküler (1999).

Roman
Başaklar Gece Doğar (1991).

Röportaj

Son Yörük (1992).

Senaryo

Ayna (yön. Erden Kral, 1984),
Kan (1986).

Deneme
Geniş Bir Nehrin Akışı, Yaşar Kemal (2004).

Çocuk kitapları
Kıraleli (1991),
Anadolu Bilmeceleri

Su Kurusu (1997),
Geloş Dağı Efsanesi (1997).

 

Genel | 0 Comments

   



Yazar Osman Cemal Kaygılı’nın Hayatı ve Eserleri

OSMAN CEMAL KAYGILI’NIN HAYATI / ÖZGEÇMİŞİ

1890′da İstanbul’da doğdu. 1945′te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Eski İstanbul’un kenar mahallerindeki yaşamı anlatan roman ve öyküleriyle tanınır. Bir mahalle bakkalının oğlu. Orta öğrenimini Eğrikapı Merkez Rüştiyesi’nde tamamladı. Menşei Kuttab-ı Askeriye’yi bitirerek 1906′da Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi’ne girdi. 1909′da Kıtaat-ı Fenniye Müfettişliği kaleminde çalıştı. Mahmut Şevket Paşa suikastıyla ilgili görülen muhaliflerle birlikte Sinop’a sürgün edildi. Seferberlikte, bir süre katiplik göreviyle gezici tümenlerde bulundu. 1918′de hastalığı nedeniyle emekliye ayrıldı. Sütçülük, Haliç vapurlarında biletçilik, pazarlarda manifaturacılık yaparak geçimini sağladı. Aynı zamanda çeşitli mizah dergileri ve gazetelerde şiirler, öyküler, fıkralar, makaleler yazdı.

Cumhuriyetten sonra 1925-1945 arasında İmam Hatip Okulu’nda, Çemberlitaş Ortaokulu’nda, Fener Kız Lisesi’nde öğretmenlik yaptı. Cumhuriyet, Son Saat, Vakit, Haber, Son Posta, Son Telgraf gazetelerinde fıkra, öykü, makale ve tefrika romanlar yayınladı.

İlk yazısı Baha Tevfik’in Eşek adlı güldürü dergisinde yayınlandı. Bazı yazılarında “Anber” takma ismini kullandı. İstanbul’da mahalle ortamında doğup büyüdü, çağdaşlarından farklı bir yol izledi. Meddah, ortaoyunu gibi seyirlik oyunlara ilgi duydu. Bir halk yazarı olarak tanındı. Öykü ve romanlarında İstanbul’un kenar mahallelerinde, sur dışında yaşayan insanları, günlük yaşamlarını, alışkanlıklarını, geleneklerini anlattı. “Çingeneler” adlı romanında da İstanbul çingenelerinin yaşamlarını renkli bir belgesel görüntüsünde yansıttı. “Argo Lügati” adlı eseri tefrika olarak yayınlandı, ama ancak ölümünden sonra basıldı.

OSMAN CEMAL KAYGILI’NIN ESERLERİ

ROMAN
Çingeneler (1939) Aygır Fatma (1944)
Bekri Mustafa (1944)

ÖYKÜ
Eşkıya Güzeli (1925)
Sandalım Geliyor Varda (1938)
Altın Babası (1923)
Bir Kış Gecesi (1923)
Çingene Kavgası (1925)
Goncanın İntiharı (1925)

OYUN
Mezarlık Kızı (1927)
Üfürükçü (1925)
İstanbul Revüsü (1925)

ARAŞTIRMA-FOLKLOR
İstanbul’un Semai Kahveleri Meydan Şairleri (1937)
Argo Lügati

 

Genel | 0 Comments